|
Sağlığınızı bozan ne varsa yazabilirsiniz... |
SG - Hastanelerde taşeron firma elemanı olarak gösterilip sağlık alanında çalışanlar, yasal düzenlemelerde kapsam dışı bırakılmaktan yakınıyorlar. Bazı kamu hastanelerinde otomasyona geçildikten sonra istihdamı zorunlu hale gelen tıbbi sekreter ihtiyacı kısmen kurum içinden sağlanırken buna imkan olmayan durumlarda taşeron firmalarca karşılanıyor.
Taşeron firmalar hastanelerde, temizlik, güvenlik ve otomasyon gibi alanlarda hizmet veriyor. Kamu hastanelerinde hasta bilgilerinin sisteme girilmesinde görev alan tıbbi sekreterler önemli ölçüde otomasyon firmalarından sağlanıyor.
NEDEN BU YOL TERCİH EDİLİYOR
Hastaneler, ihtiyaçları olan elemanı kendi bünyesinde istihdam etmek yerine neden taşeron firmadan karşılama gereği duyuyor?
Hastanelerin “daha ucuza mal olduğu için” bu yolu tercih ettikleri belirtiliyor.
Bu tür elemanların maaş ve diğer sosyal haklarının yükümlülüğünü taşeron firma üstlenmiş gözüküyor. Kamu hastanesinde çalıştırılan ve aynı işi yapan taşeron firma elemanı ile kurum mensubu eleman arasında dağlar kadar fark oluşuyor.
Bu fark hem maaş hem de izin, ikramiye, zam gibi konularda ortaya çıkıyor.
Farkların en önemlilerinden birini de kıdem konusu oluşturuyor. Taşeron firma elemanı statüsündekilerin tazminat hakkı dolmadan girdi-çıktı işlemleriyle sözleşme yenileyerek kıdemsiz duruma düşürüldükleri belirtiliyor.
Bu statüdekiler döner sermayeden pay da alamıyorlar ve kurum elemanıyla aralarında uçurumlar oluşuyor.
Otomasyon sürecine girildikten sonra sistemin gereği olarak yardımcı tıp elemanı yetiştiren okullarda da bu dersler okutuluyor. Tıbbi sekreterlik belli tıp bilgisini gerektiren bir alan olarak kabul ediliyor. Bazı hastanelerde bu görev deneyimli hemşireler tarafından yerine getiriliyor.
“NE OLACAK HALİMİZ?”
Kamu hastanesinde görev yapan bir tıbbi sekreter, içinde bulundukları durumu şöyle anlatıyor:
“Ben (…) yıldır bir devlet hastanesinde otomasyon şirketi elemanı (tıbbi sekreter) olarak çalışıyorum. Biz asgari ücret alıyoruz her yıl şirketimiz değişiyor, değişmese bile girdi çıktı yapılıyor. Bu yüzden hiç bir hakkımızın olmadığı söyleniyor. Hastane idaresi uygun görürse senede 1 hafta senelik izin veriyor. İş güvencemiz yok en ufak bir meselede işten çıkarılacağımız tehdidini alıyoruz. Emekli olsak kıdem tazminatı hakkımız yok. Türkiye’de binlerce kişi devlet hastanelerinde bu şekilde çalışıyor. Oysa kadrolu çalışanlar maaşlarının haricinde bizim maaşlarımızın 2-3 katı bir de döner sermayeden para alıyorlar. Sizce bu durum adil mi? Bu kapsamda çalışanların durumu ne olacak?”
Haberin yorumu:
Maliyeti düşürmek adına başvurulan bu yöntemler ne yazık ki, genel anlamda iş barışını bozan, özel olarak da kişinin psikolojik açıdan yıkımına neden olan ve verimini düşüren etkenlerdir. Yasalara uygun gözükse bile etik olduğu söylenemez. İşini kaybetme korkusundaki insanlar verimli olamaz. Düşünün ki, bu insanlar ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar, performans değerlendirmesine bile alınmıyorlar.
Bu uygulama daha çok kamu hastanelerinde görülüyor. Kamuda sağlık giderlerini azaltmayı hedefleyen çalışmalar yapılıyor.
Haksızlığa uğradıkları görülen bu personelin kamu bünyesine alınmaları küçük de olsa maliyeti artırıcı etki yapabilir. Ancak, yapılan işin önemi dikkate alındığında, artan maliyetten çok daha fazlasının verimlilik olarak kamuya döneceği görülecektir.
Tıbbi sekreterlik işi, günümüzde artık sağlık hizmetiyle entegre olmuş bir hizmettir. Hastane bünyesinde yer almayan bir elemanın işi olmaktan çıkarılmalıdır. Üstlendiği sorumluluk da bunu gerektirir.
Sorun, herhalde, Sağlık Bakanlığının “Kamu hastanelerinde görev yapan tıbbi sekreterler kurum bünyesine alınacaktır” cümlesini içeren bir genelgesiyle çözülebilir. AF

Copyright © 2009 Sağlıkta Gündem