|
Sağlığınızı bozan ne varsa yazabilirsiniz... |

Son günlerin güncel konusu olan domuz gribinin medyada yer alış şekline bakarak sağlık haberleri ve medya ilişkisini ve önemini anlamak mümkündür. Basılı ve görsel medyanın bu salgındaki görevinin konunun önemine dikkat çekerek toplumu hastalık ve koruma yöntemleri hakkında bilgilendirmek olduğu tüm ilgili editörler tarafından kabul edilecektir. Ancak gerçekte haber muhabirleri bunun yeterli olmayacağını ve haberlerinin medyada yer alabilmesi için çarpıcı bir yönünün bulunup ön plana çıkartılması gerektiğinin farkındadır. Domuz gribi ve aşısı yeni olduğu için birçok netleşmeyen bilgi varken Başbakan aşı olmayacağını beyan ederek bu alanda çalışanların işlerini kolaylaştırdı ve bu haber gazete manşetlerini süsledi.
AŞILAMA ORANLARI YÜZDE 20’Yİ GEÇMEDİ
Aşılama başladıktan sonra ilk aşılanan sağlık çalışanları arasında aşılanma oranının birçok hastanede %20 yi geçmediği, İstanbul Tabip Odasının 6000 sağlık çalışanına yaptığı ankette ankete katılanların üçte ikisinin kendisine, çocuklarına ve hastalarına aşı uygulatmayacağı görüldü. Daha sonraki aşamada yapılması planlanan okul çocuklarının aşılanması ise neredeyse hiç düzeyinde kaldı. Bu gelişmelerin nedenleri arasında hastalık ve aşı hakkındaki bilgilerin yeniliği ve yetersizliği ve başbakanın tutumu elbette etkilidir. Ancak medyanın olayı ele alış şeklinin önemi yok mudur? Dizi oyuncularına aşı olup olmayacağının sorulması toplum bilincine ne kadar ve ne yönde katkıda bulunmuştur? Gazete haberlerinden ve başbakanın tutumundan etkilenmemesi beklenen hekimlerde aşıya güvensizlik nasıl gelişmiştir? Ölçememekle birlikte medyanın aşıya güvensizlikte katkısı olduğu bir gerçektir.
Medyada sağlık haberleri her geçen gün daha fazla yer almakta ve okuyucu/izleyici hangi haberin güvenilir olduğu konusunda zorluk çekmektedir. Tıp her insanı hayatı boyunca 24 saat etkilediği ve etkilemeye devam edeceği için basında tıp ile ilgili haberlerin yer alması kaçınılmazdır. Ayrıca tıp, enerji ve silah sektöründen sonra dünyadaki üçüncü büyük sektör olduğundan işin ekonomik yönü de göz ardı edilemez.
Medyada bir haber kirliliği olduğunu kabul etmek gerekir. Bu kirliliğin sorumluları elbette birden fazladır ancak işin merkezinde sağlık haberlerinin kaynağı hekim/araştırıcılar ve medya mensuplarıdır. Hekimler açısından medyada yer almak popülerliğin ve güvenilirliğin artması anlamını taşıdığından çekici olmaktadır. Buna karşın sağlık haberleri her zaman okuyucu bulmakla birlikte medya çalışanları da okuyucuyu çekecek çarpıcı başlıklara prim vermektedirler.
KANITA DAYALI TIP
Son yıllarda “kanıta dayalı tıp” kavramı gelişti ve bu şekilde doğru olduğuna kesinlikle emin olduğumuz bazı bilgilerin de doğru olmadığı ortaya çıktı. Tıpta kanıt yapılacak bilimsel çalışmalarla elde edilir. Uygun çalışmalarla elde edilen bilgiler A kategori kanıt denir. Özetle doğruluğu artık kanıtlanmıştır. Uzman görüşü (Prof dedi ki, veya ben böyle yaparım tipi bilgiler) ise B, C, D bile değil E kategori kanıttır. Ne yazık ki gerek medya mensupları ve gerekse de toplum hala bu tip bilgilere itibar etmektedir.
Kanıt elde etme hayvan deneyleri ile başlar, insanlarda yapılan klinik deneylerle devam eder. Medya da hayvan deney sonuçları insanlar için de geçerli imiş gibi bazen sunulmaktadır. Yaklaşık 10 yıl önce ABD de farelerde kanseri %100 iyi eden madde elde edildiğinde gazetecilerin “Kansere çare bulduğunuzu söyleyebilir miyiz” sorusuna araştırıcı “Eğer bir fare iseniz evet.” Yanıtını vermişti. Daha sonra bu madde insan tedavisine çok kısıtlı olarak girebildi. Maalesef her araştırıcı böyle bir sorumlulukla yanıt vermiyor.
Medyadaki kirlilikte gazete sütunlarında ve TV ekranlarında görünmekten hoşlanan ve bazen de bunu ticari bir olanak olarak gören meslektaşlarımızın katkısı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu kirlilikte haberini okutmak için çarpıcı bir başlık arayan medya mensuplarının da katkısını unutmamak gerekir. Her iki tarafta da görevini hakkı ile yapmayanlar mevcut elbette.
ÜÇÜNCÜ TARAF SAĞLIK SEKTÖRÜNÜN KENDİSİ
Bu alanda bir de üçüncü taraf ise sağlık sektörünün kendisidir. Sağlıkta reklamın yasak olduğu ülkemizde özel sektör reklam için haber görünümlü reklamlar kullanmakta, kendilerini TV kanalları ve gazete sütunlarında göstermeye çalışmaktadırlar. Medya ise çoğu kez bu bilgileri sorgulamadan yayınlamaktadır. En az 10 yıldan beri uygulanmakta olan tedavi yöntemleri yeni imiş gibi sunulmaktadır.
Özetle sağlık konusunda taraflar çok ve akıllı olduğundan kafamız karışmaya devam edecektir. Bilimsel tıp dergilerinde de taban tabana zıt çalışmalar yer alabilmektedir. Bilimsel dergilerden ders kitaplarına bilginin geçmesi yıllar almaktadır. Bu alanda bir diğer zorluk da elbette tıbbın matematik gibi olmamasıdır. Tıpta hep yüzdelerle konuşulur ve bazen tıpta iki veya daha fazla doğru bir arada olmaktadır.
Doğru bilgiye ulaşmak için medyanın güvenilir kişilere başvurması ve elde ettiği bilgilerin kaynağını sorgulaması da uygun olacaktır. Her türlü bilgiyi de kuşku ile karşılamak gerekir. Toplumumuzda soru sorma ve kendisine sunulan bilgiyi özümsemeden düşünme kültürü maalesef pek gelişmiş değildir. Okul öncesi ve ev ortamında da, okulda da soru sorma desteklenen bir davranış olarak öne çıkmamaktadır. Toplumumuz da sorgulamayı öğrendiğinde sorumsuzca haber olan ve yapanlar medyadan silineceklerdir.

Copyright © 2009 Sağlıkta Gündem