İSTANBUL-Seyahata ya da ameliyatın neden olduğu uzun süre hareketsizlik bacak ve akciğer toplardamarlarında tıkanıklık riskini artırıyor. Bu tip durumlarda mutlaka koruyucu tedavi öneriliyor. Ancak Ankara'da yapılan 17. Ulusal Cerrahi Kongresi’nde açıklanan bir araştırma yüksek risk grubundaki cerrahi hastalarda eşlik eden koruyucu tedavinin yüzde 50 oranında gözardı edildiğini ortaya koydu. İşin ilginç yanı hastanede yatan hastaların yüzde 83'ünde hastalarda bacak ve akciğer toplardamarlarında tıkanıklık olabileceğine dair risk değerlendirilmesi yapıldığı ortaya çıktı. Ancak bu değerlendirme hastaların ancak yarısına tedavi uygulanma şansını sağladı.
Toplardamarda oluşan pıhtı, kan akışının kısmen ya da tamamen kesilmesine neden oluyor ve bu bölgede ağrı, kızarıklık ve şişme meydana geliyor. Bu olay vücuttaki derin bir toplardamarda meydana geldiğinde derin ven trombozu (DVT) adını alıyor. Genellikle bacak ve kalça derin toplardamarlarında ya da kolda görülüyor. Derin ven trombozunun en önemli tehlikesi, pıhtının damar duvarından kopup kan akımıyla kalbe ve oradan da akciğere ulaşıp, akciğer damarını tıkaması olarak tanımlanan akciğer embolisi olarak gösteriliyor.
HASTANEDE YATAN HASTALARDA RİSK 10 KAT FAZLA
Yapılan testler veya otopsi çalışmaları toplardamarda pıhtı oluşma riskinin herhangi bir nedenle hastanede yatan hastalarda normal nüfusa oranla yaklaşık 10 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca hastane ölümlerinin yüzde 10'dan fazlasının akciğer embolisi nedeni ile olduğu biliniyor. Sanofi-aventis’in desteklediği, Türkiye genelinde 20 farklı merkezden 18-96 yaş aralığında toplam 1472 hasta ile gerçekleştirilen RAISE çalışmasında hastalığa karşı koruyucu tedavi yaklaşımı araştırıldı. Araştırmanın sonuçları kötü bir tabloya işaret ediyor. Risk altında olan genel cerrahi hastalarının yarısına koruyucu tedavi uygulanıyor, yarısına uygulanmıyor.
RAISE çalışması, herhangi bir cerrahi operasyon nedeniyle hastanelerin genel cerrahi servislerinde yatan hastalarda; toplardamar pıhtısı olarak adlandırılan VTE riskinin saptanması ve koruyucu tedavi uygulamalarına yönelik ulusal bir kılavuzun hazırlanmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Çalışma ayrıca ülkemizdeki durumu tespit etmek ve geliştirilen form aracılığıyla hekimlerin bu konudaki farkındalığını artırmak için gerçekleştirilen ilk araştırma olma özelliğini taşıyor.
Çalışmanın koordinatörü İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kurtoğlu, çalışma sonuçlarını değerlendirdi:
“Çalışma sonuçları, VTE koruyucu tedavi rehberlerinde kuvvetle önerilmesine rağmen, VTE açısından yüksek risk grubundaki hastalar için, VTE koruyucu tedavi yöntemlerinin uygulamasının belirgin şekilde ihmal edilmekte olduğunu göstermektedir. Benzeri durumun yine sanofi-aventis tarafından desteklenen; 6 kıtada, 32 ülkede 60 bin hasta üzerinde yürütülen ve VTE risk tanımı ve eşlik eden koruyucu tedavi gereksinimlerinin dâhili servis hastaları başta olmak üzere hastanede yatan tüm hastalarda göz ardı edildiğini gösteren ENDORSE çalışmasının genel ve Türkiye sonuçları ile de doğrulanıyor olması, bu konuda evrensel bir ihmale işaret etmektedir.”
KORUYUCU TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR
Bu ölümlerin önüne geçebilecek koruyucu önlemler esas olarak ameliyat öncesinde başlamak üzere koruyucu ilaç tedavisi ve mekanik yöntemlerden (basınç çorapları gibi) oluşuyor. Her hastanın risk profili farklı olduğundan, hastaya özel tedbirler alınması gerekiyor ve bu amaçla hazırlanmış uluslararası kılavuzların yanısıra ülkemizde benzeri bir ulusal kılavuz hazırlama çalışmaları da yürütülüyor.