Pınar Bayhan: İTO Basın Sorumlusu
En büyük tabip odası olan İstanbul Tabip Odası'nın basınla ilişkilerini geçmişinde gazetecilik de olan deneyimli bir isim Pınar Bayhan yürütüyor. Bayhan haftada en az 2 toplantı yapan bir odanın yoğun iletişim trafiğini planlıyor. SİBEL GÜNEŞ
31.1.2010 15:38:15
Gazeteci olmanızın basın ve halkla ilişkiler alanında çalışmanıza nasıl bir katkısı oldu?
 
Benim gazetecilik hayatım yurtdışı menşeli bir haber ajansında time code almaya başlayarak başladı. Time code alarak başlayan süreç kameramanlık, editörlük, kültür sanat programı yapmaya kadar gitti.
Gazeteci olmamın en büyük katkısı bu mesleği yürüten arkadaşları anlamam ve onların haber hazırlarken neye ve ne kadar zamanda ihtiyaç duyduklarını biliyor olmam.
 
Uzun yıllardır tabip odasının basın ve halkla ilişkiler alanında çalışıyorsunuz. Sağlık alanında uzmanlaşmayı neden seçtiniz? Meslek örgütünün basın ve halkla ilişkiler bölümünde görev yapmanın üstünlükleri ve zorlukları neler?
 
Sağlık alanında uzmanlaşmayı özel olarak istemedim açıkçası tesadüf oldu. Ama iyi ki bu tesadüf yaşanmış.
Burada çalışmanın elbette hem kolay yanları var hem de zor.
İstanbul Tabip Odası söylediği her şeyi bir bilimsel temel üzerine kuran bir kurum. Dolayısıyla söylediği her söz mutlaka yerini bulur. İşte çalışmanın kolaylığı da buradan geliyor zorluğu da.
Kolay çünkü bilimsel temeller üzerinde söylenen sözlerin arkasında durabiliyor ve ona göre tavır alabiliyorsunuz. Söylediğiniz hiçbir cümle ya da karşı çıktığınız hiçbir durum boş değil. Mutlaka bir öngörü ve deneyimleri değerlendirme var. Bu yaptığınız işte inanılmaz bir özgüven sağlıyor.
 
Fakat zorluğu da buradan geliyor. Çünkü ülke artık muhalefet etmeyi, karşı çıkmayı, itiraz etmeyi unuttu. Bunu yapan birileri olduğu zaman eleştirilere maruz kalabiliyorsunuz. Oysa yaşadığımız her şey bir politika ürünü. Tam Gün Yasası, Kamu Hastaneleri Birliği yasası, katkı ve katılım payları… Sağlık alanında yaşanan tüm bu değişimler bir politikanın ürettiği ve tasarladığı şeyler. Üyeler kimi zaman Tabip Odası’nı mesleki çıkarları unutup politikayla ilgilendiği iddiasıyla eleştirirler. Oysa biraz önce bahsettiğim gibi hekimlerin yaşadığı sorunların hemen hepsi politik irade tarafından yaratılıyor. Bu nedenle de Tabip Odaları sürekli hükümetlerle karşı karşıya gelmek zorunda kalıyor. Sanırım bu yanlış algıda bazı birikmiş önyargıların yanı sıra kendimizi iyi anlatamamanın da payı var. Basını ve kendi iletişim imkânlarımızı kullanarak bu konuda epeyce çaba sarf etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
 
Kurumsal halkla ilişkiler kurumun algılanmasına nasıl bir katkı sağlıyor?
 
Tabii İstanbul Tabip Odası’nın savunduğu ve karşı çıktığı konuların kamuoyuna yansıması çok önemli. Tabipler Odası her zaman duruşuyla, yaptığı çalışmalarla politik sürecin içinde yer alan bir kurum. Dolayısıyla çalışmalarını bu yönde yapan bir kurum için zaman zaman çok özel bir şey yapmanıza gerek kalmıyor. Burada önemli saydığınız konunun vurgusu önemli.
Bazen bir konu için hazırlamış olduğunuz bir doküman veya bir basın bülteni ya da bir açıklama basında geniş yer bulabiliyor. Ama bazen de çok kitlesel bir miting yaptığınız halde ve günlerce öncesinden her şeyiyle tüm unsurlarıyla hazırlanmanıza rağmen haberciden bağımsız olarak hatırı sayılır bir kısım medyada tek kelime yer almayabiliyor. Her konuda olduğu gibi sağlık alanında da medyanın objektif tutum alabildiğini söyleyebilmek zor. Medya yapısı gereği zaman zaman siyasi ve ekonomik güç odaklarını hesap etmek zorunda kalabiliyor.
 
 
 
 
Odayı kamuoyuna tanıtırken nelere dikkat ediyorsunuz? Bir gününüzü özetler misiniz? İstanbul Tabip Odası’nın gündeminin yoğunluğu basınla ilişkilere nasıl yansıyor?
 
İstanbul Tabip Odası her zaman adil, dürüst ve toplum vicdanına hitap eden bir noktada durmuştur. Benim de dikkatim bu yönde oluyor aslında. Bugün bu bahsettiğimiz kazanımlar kolay olmuyor.
 
Sağlık çok geniş bir alan. İstanbul Tabip Odası’da bu çok geniş alanın tam ortasında orijininde yer alıyor. Dolayısıyla kurum olarak sağlık alanının her noktasına basıyorsunuz. Aynı gün içerisinde şiddete uğramış hekim ile ilgili eylemlilik planlarken aynı anda bir gazeteci arkadaşın, bir ünlünün yaptırdığı estetik ameliyatla ilgilenip oluşan komplikasyonlar hakkında bilgi alma talebini karşılamak zorunda kalabiliyorsunuz.
Bu arada rutin işlerinizi de yürütmek durumundasınız. İstanbul Tabip Odası önemli bir kurum. Dolayısıyla gelen tüm talepleri mümkün olduğunca eksiksiz karşılamak gerekiyor. Bu kadar iki kutupta yer alan bir konu bile olsa dengeyi bulmak şart.
 
Doktorlarla sağlık habercileri arasında köprü olurken nelere dikkat ediyorsunuz? Hazırlanan basın bültenleri neye göre planlanıyor? Medya sizce basın bültenlerini yeterli haber kaynağı olarak görüp kullanıyor mu?
 
İstanbul Tabip Odası’nın yaptığı açıklamalar bilimsel bilgi, deneyim ve kanıta dayalı hazırlandığı için medya mensupları açısından bilgilendirici, yol gösterici niteliğinde bir haber kaynağı özelliği taşıyor. Basın bültenlerini hazırlarken her zaman net, anlaşılır olmasına özen gösteriyoruz. Medyadaki arkadaşların ihtiyaçlarını göz ardı etmeden kendi söylemek istediklerimizi de anlaşılır bir dille hazırlıyoruz. Gerektiğinde basın mensubu arkadaşların sorularına günün hangi saati olursa olsun cevap vermeye özen gösteriyoruz.
 
Medyanın basın bültenlerini yeterli haber kaynağı olarak görüp görmemesi konusu biraz konusuna göre değişen bir durum oluyor. İstanbul Tabip Odası yukarıda da söylediğim gibi bilimsel temellerde, net, ima kokan hiçbir açıklama yapmamasından dolayı basın bültenlerimiz haberci arkadaşlar için çoğu zaman net bir haber kaynağı aslında.
 
Tabip Odasının basın bültenlerinin yayınlanması kurumunuza nasıl bir artı değer oluşturuyor?
 
Tabip Odası’nın basın bültenlerinin ya da yayınladığı bir açıklamanın basında yer alması tabii ki önemli ancak öncelikli olarak bu duruma İstanbul Tabip Odası için artı değer oluşturması mantığıyla bakmıyoruz. Yaptığımız iş gerçekte çok önemli çünkü insan hayatını, sağlığını ilgilendiren bir zeminde çalışıyoruz. Dolayısıyla kurumumuzun yapmış olduğu açıklamaların basında yer alması sağlık çalışanları ve kamuoyu açısından çok önemli. Kuşkusuz bizde de işimizi iyi yaptığımız duygusu uyandırıyor ve bizi mutlu kılıyor.
 
Sizce sağlık sektörüyle medya arasında sağlıklı bir dil oluşmuş durumda mı, varsa sorun olarak neleri tarif edersiniz? Sağlık alanında uzmanlaşmış gazetecilerin varlığı işinizi yapmanızda nasıl bir etki sağlıyor? Sağlık habercileriyle iletişiminiz nasıl?
 
Sağlık sektörü son derece hassas bir zeminde duruyor. O nedenle de idealize etmiş olduğumuz dilin oluşması sanırım biraz zor. Ama en azından atılan manşetlerde, haberlerin işlenmesinde daha dikkatli olmak şart. Düşünmeden yazılan bir haberin çok ciddi sonuçları olabilir, nitekim oluyor da. Sadece haberin okunması için konulan “kanserin çaresi bulundu” haber başlığı vatandaşı ve doktoru son derece zor durumlarda bırakabiliyor. Bu nedenle bu iki mesleğinde doğası nedeniyle sağlıklı bir dil oluşturmak zor sanırım. İşte bu noktada da sağlık alanında uzmanlaşmış haberci sizin işinizi kolaylaştırabiliyor. Sağlık habercisi yaptığı ya da yapmadığı işin nelere mal olabileceğini işin içinde bulunmasından dolayı biliyor ve ona göre davranıyor. Fakat ne yazık ki günümüzde sağlık habercisi çok az ya da değişken.
Sağlık habercileri ile birbirimizi anladığımızı düşünüyorum. Umarım onların cephesinde de durum böyle okunuyordur. Ben göreve başlamadan önce İstanbul Tabip Odası ve Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği bir eğitim programı gerçekleştirilmiş. Belki bu tür organizasyonları güncel ihtiyaçlara göre yeniden ele almak faydalı olabilir.
 
 
Odanın basın ve halkla ilişkilerini planlarken nelere özen gösteriyorsunuz, olmazsa olmazlarınız neler?
 

Mutlaka her gelen soruya yanıt vermek gerektiğini düşünüyorum. Bu sorular medyadan da gelebilir, halktan da. O nedenle benim olmazsa olmazım çok net bir şekilde gelen sorulara İstanbul Tabip Odası tarafından cevap verilmesidir. Tüm sorularınızda vurguladığım gibi İstanbul Tabip Odasının vermiş olduğu yanıtların tamamı gerçekliğe dayalıdır.

Sizi en çok heyecanlandıran projeniz ne oldu?

Beni en çok heyecanlandıran proje gazetecilik yaparken içinde bulunduğum projelerden biri olan 1999 yılında yönetmenliğini Özlem Güngör’ün yaptığı “Varsayım Mahkûmları” adlı kısa belgesel filmin içerisinde yer almak olmuştu. İzmir’de Gazi Olaylarını protesto eden bir grup öğrencinin gözaltına alındıktan sonra verdikleri hukuk mücadelesini olayların içlerindeki iki gencin annesi tarafından anlatılması şeklinde kurgulanan film gerçekten önemliydi.
 
 
 

www.sagliktagundem.com sitesinden 10.6.2026 16:35:55 tarihinde yazdırılmıştır.