İSTANBUL-Son günlerin tartışma konusu olan mısır şurubunun sağlıkla ilgili olumsuz etkileriyle ilgili yorumlar devam ediyor. Mısır şurubu hazır satın alınan; bisküvi, kolalı içecekler, şekerlemeler, çikolata, gofret, ucuz hamur işi tatlılar, hazır pasta ve keklerde kullanılıyor. Bu gıdaların etiketlerinde de “Nişasta Bazlı Sıvı Şeker” ifadesinin baş harfleri, “NBSŞ” hatta sadece “NBŞ” ibaresi bulunuyor.
Mısır şurubu kalp damar sağlığı açısından ciddi sorunlara yol açıyor. Kalp damar cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, şeker pancarından elde edilen şekerden daha ucuz olduğu için tercih edilen mısır şurubu şerbeti, kalp ve damar sağlığını önemli ölçüde tehdit ettiğine dikkat çekti. Sönmez kadınlarda 88, erkeklerde 110 santimetreyi geçmemesi gereken bel ölçüsünün mısır şurubu kullanılan gıdalar nedeniyle hızla arttığına işaret etti.
Memorial Şişli Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez, mısır şurubu şerbeti kotasının Türkiye’de yüksek olduğunu hatırlatarak şu noktalara dikkat çekti:
"Batılı ülkelerde mısır şurubu kullanımı için sınırlı kota varken (ABD’de %2, Almanya’da %8, Fransa’da %5) Türkiye’de bu oran, %15’tir. Şeker pancarından elde edilen çay şekeri (sakaroz) bir molekül glukoz ve bir molekül früktozdan oluşur (glukoz/froktoz oranı yarı yarıya yani %50 / %50’dir). Mısır şurubunda bu oran fruktoz lehine artarak %80’i bulur. Fruktoz glukoza göre daha kuvvetli bir tatlandırıcıdır, fakat emilerek karaciğere gelen fruktoz metabolize edilmek için insüline gerek duymaz ve çok azı kullanılan fruktoz hızla trigliseride dönüşerek depo yağ haline gelir. Fazla fruktoz kullanılan hayvan modellerinde obezite, diyabet, kan yağları yüksekliği, karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalıkları görülmüştür. Son 30 yılda şeker pancarından elde edilen şeker yerine mısır şurubu şerbeti kullanılması, obezite ve buna bağlı olan hastalıkların salgın şeklinde ortaya çıkmasına neden olmuştur. Obezite sonucu oluşan insülin direnci nedeni ile serbest kalan ve kullanılmayan insülin kan yağlarını şekere çevirip kullanmak yerine kan şekerine düşürerek reaktif hipoglisme ve açlık duygusuna neden olmakta ve sürekli yemek yiyen ve doymayan şişmanlar yaratmaktadır."
TATLANDIRICILARA DA DİKKAT
Prof. Dr. Bingür Sönmez tatlandırıcılar konusunda da halkı uyarıyor:
Kimyasal tatlandırıcılardan aspartam ve sakarin market raflarında bulunan birçok yiyecekte (diyet kola, meyve suları, hamur işi tatlılar, şekerlemeler, dondurma, reçel, jöle, marmelat, reçel, helva, sütlü tatlılar vb) kullanılmaktadır. Dünyada yaklaşık 6000 hazır yiyeceğin içinde aspartam bulunmaktadır. Yaklaşık 4000 hazır yiyecekte de diğer tatlandırıcılar (asesülfam K, sakarin, sükraloz, tautamin vb) kullanılmaktadır. Sadece ilaç sektöründe kullanılmak için hazırlanan aspartamın bugün %95’i gıda sektöründe kullanılmaktadır. Aspartam şekerden 200 kat daha fazla tat vermektedir. Diğer tatlandırıcılarda bu 300, 600, 2500 kat olabilmektedir. Türk Gıda Kodeksinde 1 kg baklavada en çok 1 gr kullanılabileceği belirlenmiş olmasına rağmen bunun kontrolü yapılamamaktadır. Vücuda alınan aspartam insülin salgılatmasına rağmen kanda bulunan insülin muhatap olacak şeker bulamadığı için hipoglisemi oluşmakta ve meydana gelen açlık duygusu daha çok yemek yemeye neden olmaktadır. Garip bir şekilde zayıflamak için yola çıkılan bir kimyasal, farkında olmadan daha çok yedirerek şişmanlamaya neden olmaktadır."