Özel hastane, klinik ve ilaç firmalarına danışmanlık veren Melek Elitok Tuncay, haber önerirken “ısrarcı olmamaya özen gösteriyorum” diyor.
İSTANBUL-Yedi yıl süren bir sağlık haberciliği döneminin ardından özel bir hastanenin basın danışmanlığı görevine geçiş yapan Melek Elitok Tuncay, iletişimde de sağlık alanında uzmanlaşmanın önemine inanıyor. Uzmanlaşmayan şirketlerin defalarca yapılan haberleri”ilk” ya da “özel” diye sunmasının sakıncalarına dikkat çekiyor. Sağlık sektöründe kurumsal halkla ilişkiler yapılanmasının önemine inanıyor. Melek Elitok Tuncay’la gazetecilikten basın danışmanlığına uzanan hikayesi…
.Siz şu an basın ve halkla ilişkiler görevini yapıyor olsanız da sağlık habercisi olarak çalıştığınız bir dönem oldu. Gazeteciliğe başlayış serüveninizi anlatır mısınız?
-1990 yılında İstanbul Üniversitesi o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu, bugünkü adıyla İletişim Fakültesi’nden mezun oldum. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nde okudum. Çalışmaya, üniversite 3.sınıfta iken bir reklam ajansında stajyer olarak başladım. 8 ay çalıştım. Okul, 4.sınıfın sonunda Hürriyet Gazetesi’ne staja gönderdi. Çok mutlu olmuştum. İstihbarat Servisi’nde başladığım gazeteciliği her türlü işe giderek öğrenmeye çalışıyordum. Adliye, ekonomi, magazin, politika, çarşı-pazar haberleri derken sağlık ağırlıklı haberler yapmaya başlamıştım. Ama gazetedeki ilk toplu tensikatta ben de atıldım. Bütün hayallerim yıkılmış, hevesim kalmamıştı. Tabii sonradan bu atılmaların ne kadar doğal olduğunu öğrendim. Bu arada hemen Günaydın’a başladım. İstihbaratta yine her türlü habere gittim. Tansu Çiller’in kapısında yattım, trafik kazasında ölenlerin vesikalığı peşinde koştum, yılbaşında orta direk sofrası çektim. Ardından gazetenin sağlık muhabiri başka bir gazeteye transfer olunca başladım sürekli sağlık haberleri yapmaya.
GAZETECİLİKTEKİ İLK UZMANLAŞAN ALANLARDAN BİRİ SAĞLIK
.Sizin sağlık muhabirliği yaptığınız dönemde nasıl bir habercilik anlayışı hakimdi sektörde?
-O zaman klasik bilgilendirici sağlık haberleri yerine biraz daha sansasyonel sağlık haberleri revaçtaydı. Çapa, Cerrahpaşa mekanımızdı. Hemen hemen her gazetenin sağlık muhabiri vardı. Bence, gazetecilikte ilk uzmanlaşan alanlardan biri sağlık. Bu arada Günaydın’daki ekonomik sıkıntı beni de arayışa itti. Birkaç arkadaş Milliyet’e başvurduk ve işe başladık. Burada artık sağlık muhabiriydim. Keyifle çalışıyordum. O zaman müthiş bir rekabet vardı ve haber atlamamak için elimden geleni yapıyordum. Benim sağlık muhabirliği yaptığım dönemde, bugünkü gibi gazetelerin sağlık sayfaları yoktu ve gazeteye haber sokmak çok zordu. Her haber için kaç hastane, kaç doktor gezerdik. En önemli ameliyatları, en özel vak’aları haber yapmak için doktorların kapısında beklerdik. Bütün bilimsel kongreleri takip ederdik. Özellikle manşetlik bir haberim çıktığında kendimi gazetenin en önemli muhabiri zannederdim ve müthiş gururlanırdım. Haber yazmaktan hiç kopmadım.
. Sağlık haberciliğinin ardından bir özel hastanenin kurumsal halkla ilişkileri görevine geçiş yaptınız. Gazetecilikten vazgeçmek zor oldu mu?
-Mesleğimin 7. yılında, Hürriyet Gazetesi sağlık muhabiri arkadaşımla beraber Alman Hastanesi’nden teklif aldık. Teklif maddi açıdan çok cazipti ama ben yaptığım işi, gazetemi çok seviyordum. 3 ay düşündüm. Gerçekten çok zor karar verdim ve sonunda Alman Hastanesi’ne diğer arkadaşımla beraber Basın Departmanı kurarak işe başladık. O zamanlar iki özel hastane vardı ve halkla ilişkiler departmanları pazarlama ağırlıklı çalışıyordu. Biz ‘ilk özel hastane basın danışmanları’ olarak muhabirlik yapmaya devam ettik. Bu sefer sağlık muhabirleri arkadaşlarımız için haber üretiyorduk. Müthiş keyifle çalıştık. Köklü bir geçmişi olan fakat yepyeni bir yüzle yeniden açılan özel bir hastaneyi ilk yılında birinci sıraya taşımıştık. Özel hastaneciliğin bugünkü boyutlarını tahmin ederek İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde Hastane Yöneticiliği ve Hastane İşletmeciliği okudum. Bugün hep beraber tanık olduğumuz gibi, son 10 yılda ardı ardına açılan özel hastanelerle rekabet had safhaya çıkmış durumda. Halen Alman Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nin Direktörü Prof. Dr. Mustafa Bahçeci ile çalışıyorum. Bahçeci Grubu olarak; Nişantaşı Klinik’ten sonra, Bakü, Kıbrıs, Erbil, Koşuyolu Umut Tüp Bebek ile giderek büyüyoruz. Önümüzde, Kosova ve Bağdat’ta açılacak merkezlerimiz var. Aynı zamanda 5 yıldır bir ilaç firmasının kongrelerine basın danışmanlığı yapıyorum. Bu arada 3 yıl Amerikan Hastanesi’nin sağlık dergisinin editörlüğünü yaptım.
.Gazeteciyken halkla ilişkiler sektörünün temsilcileriyle nasıl bir ilişkiniz vardı, uyum sorunu yaşıyor muydunuz, sınırlarınıza özen gösteriliyor mu?
-Benim muhabirlik dönemimde bu kadar PR şirketi yoktu ki. İlaç firmalarının temsilcileri vardı ve hepsi müthiş saygılı ve naziktiler. Hiç sorun yaşamadım. Bir yurtdışı toplantısına gidip 5 haberle döndüğümü bilirim. O kadar kolaylaştırırlardı işimizi…Bugün, özellikle kadın köşe yazarlarının halkla ilişkilerciler için yazdıklarını okudukça sınır ve sorumluluk kalmadığını görüyorum.
HİÇBİR HABER İÇİN ISRARCI OLMAMAYA ÖZEN GÖSTERİYORUZ
.Sağlık iletişiminin farklı olduğunu düşünüyor musunuz? Geçmişte gazetecilik yaptığınız için meslektaşlarınızla ilişkilerde nelere özen gösteriyorsunuz?
-Sağlık iletişimi, diğer sektörlerin iletişim sistemlerinden tabii ki farklı. Çünkü insan hayatı söz konusu. Verdiğiniz her bilgi hayati önem taşıyor. Özellikle de doktora gitmeden reçete arayan bir toplum için habercilik yapıyorsanız çok dikkatli olmanız gerekiyor. Sağlık sektörünün içinde yani kurum içi sağlık iletişimi yapıyorsanız bir fark yok. Dediğim gibi, amaç haber üretmek. Bu kez ortak amaç haline geliyor. Benim ve muhabir arkadaşımın ortak amacı; haber değeri taşıyan bilgilendirici bir sağlık haberi yapmak! Ama her sektörden müşterisi olan bir PR şirketinde sağlık iletişimi yapmak çok farklı.
Tabii ki gazeteci arkadaşlarımın birçoğu, eskiden beraber işe koşturduğum kişiler. Bu avantajla birbirimizi iyi tanıdığımız için sorun yaşamıyoruz. Ben onların ne istediğini biliyorum, onlar benim ne yapmaya çalıştığımı… Sadece birbirimizin işini kolaylaştırıyoruz. Samimiyetimize rağmen, hiçbir haber için ısrarcı olmamaya özen gösteriyorum.
.PR şirketlerinden hizmet satın alan birçok kurum var. Ancak birçok kuruluş da kurumsal halkla ilişkilerle yol almayı tercih ediyor. Kurumsal halkla ilişkilerin üstünlükleri var mı?
-Kesinlikle var. Özellikle sağlık sektöründe kurumsal halkla ilişkiler çok önemli. Sağlık çok dikkat gerektiren, büyük sorumluluk isteyen bir alan.
HASTA RÖPORTAJLARINDA HASTANIN ÇİZDİĞİ SINIRLARI KORUMAYA ÇALIŞIYORUM
. Sağlık iletişimini üstlendiğiniz kurumları medyayla ilişkiler konusunda nasıl bilgilendiriyorsunuz? Yöntemler temsil edilen kurumun dernek, hastane ya da ilaç şirketi olmasına göre farklılık gösteriyor mu? Kadın Hastalıkları ve Doğum, tüp bebek konularında haber önerilerinde bulunurken neleri önemsiyorsunuz?
-Genel anlamda dönemsel medya bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Çünkü, medya sektörü de çok hızlı değişiyor ve büyüyor. Benim zamanımda 6-7 gazete, 2-3 televizyon varken, bugün elimizde inanılmaz uzun bir liste var. Bir de internet girdi işin içine. Kurumda çalışan herkesi, gerektiği kadar bilgilendirmek şart. Yani sadece doktoru değil, yanındaki hemşireyi de, sekreterini de.. Bir röportaj söz konusu olduğunda, özellikle her muhabir, her gazete, tv veya internet sitesi için özel bilgi vermeye çalışıyorum. Benim için bu yöntemler, kurumsal iletişimci olarak hastane için de, ilaç firması için de aynı. Ama bir halkla ilişkiler şirketinin müşteri temsilcisi için çok eminim çok zor ve karmaşık.
Aslında kadın hastalıkları, doğum ve tüp bebek konuları; en kolay haber olabilen konular gibi görünüyor. Ama çok hassas ve çok özen isteyen konular. Özelikle tüp bebek hasta haklarının en çok ön plana çıktığı alan. Çünkü tamamen mahremiyete giren konular. Pek çok çift özel hayatını paylaşmak istemiyor. Sadece doktorunun hatırı için evet diyor. Ben de özellikle hasta röportajlarında, hastanın çizdiği sınırları korumaya çalışıyorum. Gazeteci için ise; özellikle haberin tıbbi boyutunda doğru ve en doyurucu bilgiyi sunmaya dikkat ediyorum. Hasta röportajı söz konusu ise hastanın vermek istemediği bilgileri saklı tutuyor, hassasiyetini gazeteci arkadaşıma özenle anlatıyorum.
.Sağlık alanında uzmanlaşmamış şirketlerin yapma ihtimali olduğunu düşündüğünüz temel yanlışlar neler?
Pek çok yanlış yapılıyor. Bugün bu yüzden uzman olmayan şirketlere karşı büyük bir ön yargı ve kızgınlık var. Sağlık zaten çok hassas bir konu. Genellikle bir sağlık kurumuna hizmet veren PR şirketleri, sektörü bilmediği için, haber yaptıracağı ürünü ya da hizmeti ilk defa duyduğu için yanlış bilgi veriyor. Defalarca yapılmış haberler, “ilk” ya da “özel” olarak sunulmaya çalışılıyor. Temel bilgiler ya fazla tıbbi ya da fazla reklam içeriği taşıyor. Özellikle sağlık alanında uzmanlaşmış gazeteciler tabii ki buna geçit vermiyor. Biraz tecrübeli ajanslar, sağlıkla ilgili bir müşteri aldığında, medya sektöründen bir kişiyi transfer etmeye çalışıyor.
.Ortak bir dil oluşturulabilmesi sağlık sektörü, pr şirketleri ve medya temsilcileri arasında son derece önem taşıyor. Bu sizce nasıl yapılabilir?
-Ortak dil; tabii ki tecrübeler paylaşılarak oluşturulabilir. Sadece “haber” söz konusu olduğunda iletişime geçmek yetmiyor artık. Neredeyse her medya kuruluşunun özellikle sağlık alanında uzmanlaşmış bir temsilcisi var. Sağlık kurumları da medya temsilcilerine karşı oldukça dikkatli ve özenli. Aradaki PR şirketleri de, her iki tarafı buluştururken, öncelikle çok iyi bilgilenerek ve tanıyarak işlerini yaparlarsa problem kalmayacak. Bu şirketlere, konularında uzman kişilerce medya eğitimleri verilerek destek olunabilir diye düşünüyorum.
.İşiniz özel hayatınızı da etkiliyor mu, ailenize yeterli vakit ayırabiliyor musunuz, stresinizi nasıl kontrol ediyorsunuz?
-Tabii ki! Aslında yılların verdiği tecrübe ve oturmuş düzene rağmen işim özel hayatımı zaman zaman etkiliyor. Özellikle -eşimin deyimiyle sıralamada hep alt sıralardalar! İşiniz ilk sıradaysa ve sonra eş ve aile geliyorsa mutlaka etkiliyor. Benim hayatımda iş hep ilk sırada olmuştur. Daha 1 hafta önce eşim hastanede ameliyat olurken, ben bir doktorumla televizyon programındaydım. Hem konuk olarak götürdüğüm doktorum açısından hem de programcı arkadaşlar açısından bir problem yaşanmasın diye bırakıp hastaneye gitmedim. Akşam hastaneye gittiğimde, hem de gazeteci olan eşim; “Gelmene gerek yoktu. Ben avukata talimatı verdim!” diyerek beni -umarım tamamıyla şaka- bir kez daha tehdit etti. Aynı zamanda iki çocuklu bir anne olarak, sadece tatillerde çocuklarıma vakit ayırabiliyorum. O da yanımdan ayırmadığım laptopum ve telefonum sayesinde bol bol iş içerikli geçiyor. Bütün aile 20 yıldır alıştığı için artık yadırgamıyor. Stresimi kontrol edebilecek herhangi bir deşarj yöntemim bugünkü şartlarımda maalesef yok. İkinci çocuğa kadar spor yapabiliyor ve stresimi atabiliyordum. Bugün sadece roman okuyarak gündemden uzaklaşmaya ve rahatlamaya çalışıyorum.