Sizi bir sağlık habercisi olarak uzun yıllardır tanıyorum. Ama yine de özgeçmişinizden söz eder misiniz? Nasıl bir eğitim aldınız?
Ben Marmara Üniversitesi; İngilizce Bölümünden mezun oldum. Pfizer’de 1992 yılında Satış Departmanı Asistanı olarak işe başladım. Daha sonra Pazarlama Departmanında sırası ile Pazarlama Hizmetleri Müdürü, Pazarlama ve Ürün İletişimi Müdürü görevlerinde bulundum. 2006 yılından beri Kurumsal İlişkiler Divizyonunda Kurumsal İletişim Müdürü olarak görev yapıyorum.
Pazarlama Departmanında görev yaparken Boğaziçi Üniversitesi tarafından yürütülen iki yıllık Stratejik Pazarlama Sertifika Programını tamamladım. Daha sonra Kurumsal iletişim, Kriz yönetimi, Entegre Pazarlama İletişimi, Medya ilişkileri, Müşteri Memnuniyeti gibi konularda aldığım eğitimler ile iletişim konusundaki kariyerime devam ettim. 1995 yılından beri Pfizer’de sağlık iletişimi konusunda farklı alanlarda projeler gerçekleştiriyor ve alanında uzman bir ekip ile birlikte STK işbirlikleri, sosyal sorumluluk projeleri ile kurumsal itibar alanındaki çalışmaları sürdürüyoruz. 2008-2009 yılında Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin PR Kurulu Başkanı görevini yürüttüm.
İlaç şirketinde kurumsal halkla ilişkiler görevini uzun yıllardır sürdürüyorsunuz. İlaç şirketinde halkla ilişkiler hedefinizde olan bir görev miydi?
13 yıldır farklı sorumluluklar ile iletişim alanında görevimi sürdürüyorum. Açıkçası şirkete ilk girdiğim yıllarda öncelikli olarak böyle bir hedefim yoktu. İş hayatına yeni adım attığınız dönemlerde güçlü yanlarınızı görebilecek tecrübe ve yetkinliğe sahip olamıyorsunuz. İlaç şirketinde iletişimden sorumlu olmak konusunda bilgi vermeden önce, bu süreçte Pfizer’in insan kaynakları vizyonunu anlatmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Pfizer Türkiye’de şirket değerleri doğrultusunda lider yetiştirmeye odaklı bir yönetim felsefesi benimseniyor. Bu doğrultuda şirkete alınan her bir çalışanının lider olması amaçlanarak bireysel gelişim, yüksek performans ve başarı için her türlü olanak yaratılıyor. Bu politikalar sayesinde iletişim konusunda güçlü yanımı fark etme şansını elde ettim.
Pfizer’in bir diğer önemli IK politikası da beni de bugünkü pozisyonuma hazırlayan şirket içi rotasyon imkanlarıdır. Pfizer’de her çalışan şirket içinde rotasyonlar ile birçok farklı bölümde çalışma ve Pfizer’i her alanıyla tanıma fırsatı bulur. Tabi bu süreç sizin hedefleriniz ve yeteneklerinizle bütünleşerek ilerler. Ben de 18 yıl önce satış asistanı olarak göreve başladım. Ardından pazarlama ile devam eden kariyerimi iletişim ile sürdürüyor ve 2006 yılından itibaren Pfizer Türkiye Kurumsal İletişim Müdürlüğü görevini yürütüyorum.Bu noktada ‘iletişim’ yapmak hedefi ile yıllar boyunca kendimi geliştirmek üzere aldığım eğitimler ve ürünlere yönelik yapılan iletişim projeleri büyük rol oynadı. ‘İletişim’in her geçen gün daha çok değer gördüğü ve kullanıldığı bu ortamda işimi severek yapıyorum.
Şirketinizin basın ilişkilerini planlarken nelere özen gösteriyorsunuz? Uluslar arası kurallarınız ve Türkiye kurallarınız neler?
Global bir şirkette iletişimi yönetmenin ve özellikle de sağlık alanında iletişim yapmanın ciddi sorumluluk gerektiren bir görev olduğunu söyleyebilirim. Pfizer için iletişimin temel esası, bulunduğu her ülkenin etik kurallarına, yasalarına ve yönetmeliklerine uyumu gözetmek ve iletişim politikasında erişilebilir, açık, şeffaf, konusunda uzman ve hızlı olmaktır.Pfizer Türkiye İletişim takımı olarak biz de her alanda olduğu gibi bu alanda da etik kurallara bağlı olarak çalışıyoruz, hem global, hem de lokal yasal mevzuatları yakından takip ederek iletişim politikamıza bu çerçevede yön veriyoruz.
Bireylerin birçok farklı kanallardan hızlı bilgi akışına maruz kaldığı günümüzde, sağlık iletişiminin önemi giderek artıyor ve bu durum iletişim alanında çalışan uzmanlara ciddi sorumluluklar yüklüyor. Sağlık sektörü, insan sağlığını birebir ilgilendiren bir alan olduğundan, topluma iletişim kapsamında yapılacak tüm çalışmalar kurallar, yasalar ve standartlar ile tanımlanmış. Bugün ülkemizde T.C. Sağlık Bakanlığı Tanıtım Yönetmeliği çerçevesinde bir tedavinin PR yolu ile hastalara tanıtımını yapmak mümkün değil, çünkü ilaçların doğrudan tüketiciye tanıtımı yasalarla yasaklanmış durumda. Amerika Birleşik Devletleri’nde hastalara ilaç tanıtımı yapılabilirken, Avrupa tanıtım ile ilgili yaklaşımlarında ülkemiz ile benzerlikler gösteriyor.
Şirketinizin uzun süredir devam ettirdiği medya bilgi paylaşım günleri var. Kaç yıldır devam ediyor, bugüne kadar kaç toplantı yapıldı ve nasıl sonuçlar alındı?
Pfizer Türkiye olarak, “Pfizer Medya Bilgi Paylaşım Günleri”ni belirli periyodlarda, bir hastalık hakkında bilgi aktarımı yapmak amacıyla düzenlemeye devam ediyoruz. Örneğin; en son düzenlediğimiz toplantının konusu ‘Depresyon’du. Basının ilgisi olduğu sürece gelenekselleşen bu toplantılara devam edeceğiz. 1997’den beri devam eden toplantıları düzenlenmemizdeki amacımız sağlık haberciliği yapan basın mensuplarına bilimsel bilgilerin düzenli ulaşmasını sağlamak. Hastalıklarla ilgili güncel bilgi ve çalışmaları uzmanlar aracılığıyla onlara aktarmaya çalışmak. Bugüne kadar alanında uzman hekimlerin katılımı ile 50’nin üzerinde toplantı gerçekleştirdik.
İlaç sektöründe medya ilişkileri düzenlemenin ve halkla ilişkileri planlamanın hassas noktaları neler?
Bugün mevcut yasal düzenlemeler ve yönetmelikler ışığında sağlık sektöründe topluma yönelik olarak hastalık bilinçlendirme çalışmaları ve hasta eğitimine yönelik faaliyetler gerçekleştirilebiliyor. Burada yapılan iletişimin en nihai amacı insanlara daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için yardımcı olmak. Bu faaliyetlerde hem konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yapılabiliyor, hem de bu kuruluşların hedefleri arasında yer alan bilinçlendirme çalışmalarına destek verilebiliyor.Pfizer Türkiye olarak, iletişimde yeni fikir ve uygulama alanlarını değerlendirmekte öncü oluyoruz. Örneğin 1990’lı yıllarda ilk halk bilinçlendirme projesi bir uzman dernek liderliğinde Pfizer’in koşulsuz katkıları ile hayata geçirildi. Bu ilkeyi bugün de tüm çalışmalarımızda uygulamaya çalışıyoruz.
Diğer yandan Sağlık sektöründe yer alan firmalar tüm faaliyetlerinde, yasalara ve sektörün belirlediği etik kurallara harfiyen uymakla yükümlüdür. Dahası, sağlık haberleri ile ilgili etik kuralların ve basın meslek ilkelerinin bilinmesi ve gözetilmesi de sektörde yer alan firmaların sorumluluğudur. Ancak bu noktada, sektörde yer alan firmaların tüm etik kurallara uygun yaptığı bilinçlendirme faaliyetleri veya uzman hekimler ve dernekler tarafından aktarılan bilgilerin doğru ve eksiksiz kullanımının da ayrı bir özeni ve uzmanlığı gerektirdiğini söylemek isterim. Bu çerçevede habercilere de temel sorumluluklar düşmektedir. Bunlar; kamuoyuna aktarılan bilgilerin eğitime yönelik, bilgi verici, kanıtlanmış, bilimsel, doğru, hukuk kurallarına uygun ve eksiksiz olmasını gözetmektir. Medya kanalı ile aktarılan bilgilerde ilaç ve tedavi önermemek ve hastaları/hasta yakınlarını hekimlere yönlendirici bir iletişim kurmak da ayrıca çok önemlidir.
Burada ekleyebileceğim bir diğer nokta ise, özellikle yabancı medya kanallarından alınıp Türkçeleştirilerek servis edilen haberlerin içeriklerinin, dış haberler servisleri dışında konunun uzmanı sağlık habercileri tarafından da gözden geçirilmesidir. Çünkü ülkemizde yabancı basından çevrilen sağlık haberlerinin eksik kullanım veya yanlış çevirilerden kaynaklanan hatalar nedeniyle halkın yanlış bilgilendirmesine sebep olduğuna maalesef sıkça rastlamaktayız.
Daha uzun ve sağlıklı yaşamak için bireysel olarak üzerimize düşen görevler olduğunu düşünüyor ve bu görevlerin sağlık anlamında kendimizi tanımak, hastalıklar hakkında gelişmeleri takip etmek ve düzenli olarak sağlık kontrollerimizi yaptırmak olduğuna inanıyorum.
İlacın ticari adıyla haberi yapılamıyor. Siz bültenlerinizi hazırlarken, toplantıları organize ederken nasıl bir yol haritası takip ediyorsunuz?
Uluslararası ilaç firmaları, sağlık alanında faaliyet göstermeleri ve tüm dünyadaki operasyonları nedeni ile basınla ilişkilerinde yasa ve yönetmeliklere harfiyen uymak durumundadır. Bu nedenle tüm ilaç firmaları hem global, hem de lokal yasal iletişim mevzuatlarını yakından takip ederek iletişim faaliyetlerine bu doğrultuda yön vermekle yükümlüdürler.
Bu çerçevede yürütülen faaliyetlerdeki temel sorumlulukları; kamuoyuna aktarılan bilgilerin eğitime yönelik, bilgi verici, kanıtlanmış, bilimsel, doğru, hukuk kurallarına uygun, ruhsatlandırma standartlarıyla tutarlı ve eksiksiz olmasını gözetmek, özellikle de medya kanalı ile aktarılan bilgilerde ilaç ve tedavi önerilmemesine özen göstermek ve hastaları/hasta yakınlarını hekimlere yönlendirici bir iletişim kurmak olarak özetleyebiliriz.
Sağlık sektörü, insan sağlığını birebir ilgilendiren bir alan olduğundan, bu alanda topluma iletişim kapsamında atılan tüm adımlar kurallar, yasalar ve standartlar ile tanımlanmış. Bugün ülkemizde T.C. Sağlık Bakanlığı Tanıtım Yönetmeliği çerçevesinde bir tedavinin PR yolu ile hastalara tanıtımını yapmak mümkün değil, çünkü ilaçların doğrudan tüketiciye tanıtımı yasalarla yasaklanmış durumda. Amerika Birleşik Devletleri’nde hastalara ilaç tanıtımı yapılabilirken, Avrupa tanıtım ile ilgili yaklaşımlarında ülkemiz ile benzerlikler gösteriyor.
Etik tanıtım ilkeleri ilaç sektörünün önemli konulardan biri, sağlık haberleri ile ilgili etik kuralların ve basın meslek ilkelerinin bilinmesi ve gözetilmesi de sektörde yer alan firmaların sorumluluğudur. Pfizer Türkiye bir AİFD üyesi olarak, ilaç tanıtım ve pazarlama çalışmalarında Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) tanıtım ilkelerinin uygulanmasını sağlıyor ve etik ilkelerin uygulanmasının takibini yapmaya büyük önem veriyor. Etik tanıtım, AİFD’nin kuruluşundan itibaren öncelikle ele aldığı konular arasında yer alıyor. Bu konuda AİFD bütün üyelerinin uymayı taahhüt ettiği çok sıkı etik kurallar yer almaktadır.
Pfizer Türkiye olarak kurumsal alandaki çalışmalarımızı ve gelişmeleri, basınla çok açık ve hızlı bir şekilde paylaşmaya özen gösteriyor ve bu konuya büyük önem veriyoruz. İletişim politikamızı etik, açık ve şeffaf olacak şekilde hayata geçiriyoruz.
Gazeteciler her zaman bilgiyi çok kısa sürede talep ederler. Bu konuda sıkıntılar yaşıyor musunuz? Kurumlar haberin doğasının gerektirdiği hızlı yanıta genellikle uyum sağlayamıyorlar. İlaç firmalarının bu konudaki standardı nedir?
Bir ilaç firması olarak medya aracılığıyla kamuoyuna aktarılacak bilgiler konusunda çok önemli temel sorumluluklara sahibiz. Bu doğrultuda bilginin hem medikal açıdan hem de mevzuatların getirdiği sınırlamalara hukuksal açıdan uyumlu ve doğru olmasını gerekiyor. Bir bilginin gazeteciler ile paylaşılması öncesinde içerdeki kontrol mekanizmamız harekete geçiyor; hukuk divizyonumuzdan ve medikal divizyonumuzdan gerekli onayların tamamlanmasını takiben bilgiyi paylaşabiliyoruz. Pfizer Türkiye olarak gazetecilerin sorularına en hızlı ve doğru şekilde dönebilmeye büyük önem veriyoruz. 
Sizin şirketiniz sizlerin yanı sıra ayrıca pr şirketiyle de çalışıyor. Bu genel bir uygulama mı? Bu uygulamanın getirdiği kolaylıklar neler? Arada pr şirketinin olmasının yarattığı sorunlar da oluyor mu?
Global bir firma olarak gerek iş hacmimizin büyüklüğü gerek iş süreçlerinin getirdiği sorumluluklar nedeni ile birçok alanda dışarıdan profesyonel destek aldığımız gibi iletişim konusunda da dışarıdan destek alıyoruz. Bu doğrultuda bir PR ajansı ile çalışıyoruz. PR ajansı ile çalışmak bize iletişim trendlerinin zamanında haberdar olarak uygulamak, medya ilişkilerinin kontrollü ve sistemli yapmak gibi birçok konuda büyük avantaj getiriyor. PR şirketiniz ile birbirinizi anlayarak doğru ve sistemli bir şekilde çalıştığınız sürece bunun medya, şirket çalışanları gibi tüm taraflarda olumlu sonuçlar doğurduğunu düşünüyorum. Şirketin iş hedefleri doğrultusunda yıllık bir Kurumsal İletişim Planı hazırlamanın uzun vadede işimize olumlu katkılarını görüyoruz.
Sağlık alanında uzmanlaşmış sağlık habercilerle iletişiminiz nasıl? Uzman habercilerinin varlığı ilişkileri kolaylaştırıyor mu? Bu sizce haber kalitesine nasıl yansıyor?
Pfizer Türkiye olarak özellikle yaptığımız halk bilinçlendirme çalışmalarının topluma ulaştırılmasında büyük işbirliği yaptığımız ve çok öncelikli iş ortaklarımızdan biri olarak gördüğümüz sağlık habercileri ile düzenli bilgi paylaşımını sürdürmeyi, sordukları sorulara ve istedikleri bilgilere zamanında ulaşmalarını sağlamayı en önemli önceliklerimizden biri olarak görüyoruz. Uzman habercilerin varlığı ise sağlık haberlerinin topluma ulaştırılmasında en kritik faktörlerden biri. Doğrudan insan sağlığı ile ilgili olarak firmaların tüm etik kurallara uygun yaptığı bilinçlendirme faaliyetleri veya uzman hekimler ve dernekler tarafından aktarılan bilgilerin doğru ve eksiksiz kullanımı, hasta ve hasta yakınlarının doğru yönlendirilmesi çok hassas bir konu. Bu noktada uzman haberciliğin çok önemli ve haber kalitesini çok etkileyen bir faktör olduğunu düşünüyorum.
Şirketiniz Türkiye pazarında nasıl bir yere sahip? Hangi alanlarda ilaç üretiyorsunuz?
Pfizer olarak Türkiye’de 1957 yılından beri aralıksız faaliyet gösteriyoruz. Yaklaşık 1400 çalışanımız ile Türk tıbbına sunduğumuz ürünlerin %62’sini Pfizer’in Ortaköy’deki tesislerinde üretiyor, üretimimizi aralarında AB ülkelerinin de bulunduğu Orta ve Doğu Avrupa Bölgesi, Orta Doğu ve Uzak Doğu’da olmak üzere toplam 20 ülkeye ihraç ediyoruz. Bu noktada Pfizer Türkiye’nin 2008 senesinde 27,6 milyon dolar ilaç ihracatı yaparak Türkiye’nin en çok ihracat yapan 4. ilaç şirketi olduğunu söylemek isterim. Pfizer olarak şu an Türkiye pazarında 3. sıradayız. 146 ürünile Türk tıbbına hizmet sunuyor, 9 ürünü ise ihraç ediyoruz.
Ocak 2009’da önde gelen araştırmacı ilaç şirketlerinden biri olan Wyeth’ı bünyemize katmamızı takiben çok sayıda tedavi alanında ilaçlara, henüz araştırma geliştirme aşamasında olan güçlü ürünlere, öncü bir bilimsel konuma ve üretim olanağına sahip olduk. Bu birleşmeyle artık daha geniş ve çeşitlendirilmiş global ürün portföyüne sahip olmanın yanı sıra; biyoteknoloji, aşılar, sağlık ürünleri, beslenme ve hayvan sağlığı alanlarındaki olanaklarımızı da güçlendirdik.
Pfizer Beşeri İlaçlar Grubu, şu an Kardiyovasküler ve Metabolik Hastalıklar, Psikiyatri ve Nöroloji, Solunum Yolu Hastalıkları, Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları, Artrit ve Ağrı, Genitoüriner Hastalıklar, Oftalmoloji, Onkoloji ve Endokrin Bozukluklar gibi dünyadaki belli başlı hastalık kategorilerinin ihtiyaçlarına cevap veren ilaçlardan oluşan geniş ürün portföyüyle, insanların daha mutlu, daha sağlıklı ve daha iyi bir yaşam sürmesine yardımcı olma misyonunu başarıyla sürdürmektedir.
Şirketiniz araştırma ve geliştirme çalışmalarına özel bir önem veriyor. Bu konuda Türkiye’nin bir yeri var mı?
Pfizer’i dünyanın lider ilaç şirketi yapan en önemli unsurun Ar-Ge ve inovasyona verdiği değer ve güçlü Ar-Ge alt yapısı olduğunu söyleyebiliriz. İlaç endüstrisindeki en büyük Ar-Ge yatırımını yapan Pfizer, 2009 senesinde Ar-Ge için 7,9 milyar dolarlık bir kaynak aktardı.
Pfizer Türkiye ise, Pfizer Gelişen Pazarlar İş Birimi (Emerging Markets Business Unit) içerisinde çok özel ve önemli bir konuma sahip. Pfizer bundan 53 yıl önce Pfizer, ülkemize güvenerek yatırım yapmış. Bu güveni yarım asrı aşkın süredir kesintisiz olarak sürdürüyor. Öyleki Pfizer Türkiye organizasyonu yaptığı işbirliği projeleri ile Türkiye’de üretimin yanında yeni ilaç keşfi ve ilaç Ar-Ge çalışmalarına da katkı sağlıyor.
Son dönemde yaşanan teknolojik gelişmeler, ilaç endüstrisini 21. yüzyılın stratejik sektörleri arasına yerleştirdi. Bu doğrultuda Pfizer Türkiye olarak yeni projelere imza atıyoruz. Örneğin, Mart 2009’da Hacettepe Üniversitesi ile bir işbirliği anlaşması yaptık. Bu işbirliği ile, Türk bilim dünyasının öncü kurumlarından biri olan Hacettepe Üniversitesi, Pfizer’in Ar-Ge çalışmalarının yürütüldüğü, dünyadaki stratejik merkezden biri haline geldi. Anlaşma ile Hacettepe Üniversitesinin Pfizer’in yürütmekte olduğu çok sayıda ilaç araştırması sürecine dahil olması ve Pfizer’in tecrübe ve birikiminin Türk bilim insanları ile paylaşılması olanağı yaratılmış oldu.Haziran ayında T.C. Başbakanlık Yatırım ve Destek Ajansı ile imzaladığımız ‘Mutabakat Zaptı’ ise Hacettepe Üniversitesi ile başlattığımız bu işbirliğini daha da geliştirerek Türkiye’deki uygun diğer bilim kurumları ile yaygınlaştırma kararlılığımızın önemli bir adımıdır. Bu mutabakat yeni birçok AR-GE işbirliklerinin çatısını oluşturacaktır.
Bütün bunlar sonrasında Pfizer olarak ülkemizde yeni ilaç keşfine yol açabilecek bilimsel çalışmalar için somut bir adım atmak üzere Hacettepe Üniversitesi Teknokent’te bir Ar-Ge Ofisi açtık. Bu ofisin açılışı ile eş zamanlı olarak, Hacettepe Üniversitesi ve Pfizer Türkiye arasında ilaç geliştirmesine yönelik yeni bir işbirliği protokolü imzalandı.
Hacettepe Üniversitesi, Pfizer Dünya İlaç Araştırma ve Geliştirme Bölümü ve Pfizer Türkiye yetkililerinden oluşan 10 kişilik bir Yürütme Kurulu oluşturuldu. Bu yürütme kurulu tarafından yönetilecek işbirliği kapsamında, Pfizer ile karşılıklı olarak ilgi alanlarının örtüştüğü konularda yeni öneriler değerlendirilecek ve ilaç keşfine yönelik farklı programlar planlanarak hayata geçirilecek. Pfizer Ar-Ge Ofisi ile, Türkiye’deki ilaç araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin nitelik ve nicelik açısından derinleştirilmesi ve ülkemizde yeni molekül keşfi alanında yürütülen çalışmaların desteklenmesi hedefliyoruz.
Türkiye için kurumunuz yeni yatırımlar planlıyor mu?
Pfizer’in öncelikli amaçlarından biri yeni ve yenilikçi tedaviler araştırmak, geliştirmek ve üretmektir. Bugüne kadar Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri ile tıbbın hizmetine sayısız ilaç sunmuş olan Pfizer için Ar-Ge ve inovasyon en öncelikli kurum değerleridir. Dünyanın en yenilikçi ve katma değeri yüksek sektörlerinde rekabet edebilen ve kazanabilen bir Türkiye için inovasyonun önemini bilerek, yukarıda da belirttiğimiz üzere 2009 yılında ilaç Ar-Ge’si kapsamında birçok önemli projeye imza attı. 2010 yılında ve sonrasında bu çalışmaları daha da ileri seviyelere taşımak en büyük hedefimiz.
Diğer yandan, Merkezi Sinir Sistemi’nden, enfeksiyon hastalıklarına, kardiyolojiden onkolojiye, ürolojiden oftalmolojiye, aşılardan sağlık ürünlerine kadar birçok önemli terapötik alana hitap eden ürünleri tıbbın ve hastaların hizmetine sunmaya devam edeceğiz.
Ayrıca Pfizer Türkiye olarak başarımızın ardındaki en büyük güç olduğuna inandığımız çalışanlarımıza verdiğimiz değer ve önem çerçevesinde insan kaynaklarımıza yatırıma da devam edeceğiz.
Pfizer Türkiye olarak kurulduğumuz günden beri, yönetim felsefesi olarak lider yetiştirmeye odaklı bir felsefeyi benimsedik. İnsan kaynağı politikalarımızı da bu iki değer doğrultusunda örüyoruz ve çalışanlarımıza bireysel gelişim, yüksek performans ve başarı için her türlü olanağı yaratmayı hedefliyoruz.
Bu felsefemizin sonuçlarını da çok olumlu olarak aldığımızı söyleyebilirim. Pfizer Türkiye’nin bugüne kadar yetiştirdiği yöneticiler arasında yurtdışındaki Pfizerlerde önemli görevlere gelen 31 Türk yönetici var. Bunlar arasında, ülke genel müdürlüğü, bölge liderliği gibi çok önemli üst düzey görevlere gelen Türk yöneticileri yer alıyor.
Hükümetin ilaçla ilgili yeni getirdiği sınırlamalar, global bütçe uygulaması sizce ilaç sektöründe sıkıntılara neden olabilir mi?
2009 yılı içinde yaşanan ekonomik kriz ve daralma doğrultuda devletimiz bütçe disiplinini sağlamak adına sağlık harcamalarında ve özellikle ilaç harcamalarında önemli azalmalara yol açacak birçok önlemi hayata geçirdi. Bu önlemlerin sonucunda 2010 yılında sektörün parasal hacim olarak %25 oranında küçülmesini bekliyoruz. Bu küçülmenin önümüzdeki dönemde sektörümüze birçok yansıması olacaktır, bununla birlikte devletimizin mali disiplin politikası çerçevesinde aldığı kararları da saygıyla karşılıyoruz.
Pfizer Türkiye olarak, amacımız daha sağlıklı bir toplum yaratmak için, hastaların en yeni ve en etkin tedavilere erişimini sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, yeni fiyat kararnamesi dahil olmak üzere, devletimiz ve ilgili otoriteler ile her konuda işbirliği içinde çalışmaya hazırız.