|
Sağlığınızı bozan ne varsa yazabilirsiniz... |

İstanbul Kartal'da bir özel hastanedeki uygulamalar su yüzüne çıkınca, sağlıkta nelerin yaşanabileceğine ilişkin düşüncelerin sınırları kalktı. Haberin görüntülerini markette alışveriş sırasında tv ekranında şaşkınlıkla izlerken, ilk yorum ekranda gördükleri karşısında duygularını seslendiren 40’lı yaşlarda bir hanımdan geldi:
- Allahım sağlığımız bunlara mı emanet!?
Para için, düşünülmesi bile sağlık çalışanına karşı haksızlık etmek anlamına gelebilecek uygulamaların yapıldığını öğrenmek, insanın kanını donduruyor. Bu akıl zorlayan davranışlar, doktorlara hemşirelere duyulan saygılar üzerinde tsunami etkisi yapıyor.
Yazık… Çok yazık…
*
Tabip odalarının özenle vurguladığı ve ısrarla anlatmaya çalıştığı “sağlığın piyasalaşması” kavramının en rezil örneği bu olmalı…
Henüz doğmayan bir bebek, annesinin karnındayken “piyasa malzemesi” yapılıyor. Dehşet verici bir tablo.
Bir hekim düşünün ki, kontrole gelen anne adayı hamile kadına “riskli gebelik” söylemiyle yaklaşıyor. Anne adayında hamileliğin özgün etkileriyle ortaya çıkan bedensel ve ruhsal değişimin yanında, bir de hem kendisi hem bebeği için yaşamsal risk korkusu oluşuyor. Sağlıklı bir doğum beklentisinin huzuru gidiyor, yerini tedirgin bir süreç alıyor. Bu psikolojik baskının anne ve dolaylı olarak bebek üzerinde oluşturacağı olumsuz etkileri düşünün. Anne karnındayken sinir sistemi darbelenen bir bebek gelecek dünyaya…
Kim sebep oluyor?
Bir özel hastane ve yönetimindeki bir doktor!
Neden yapıyor bunu?
Para için… Çünkü SGK riskli doğuma daha çok ücret ödüyor. Koşullar dengeli giderse psikolojik baskı ve buna bağlı olası anomaliler dışında bir sorunla karşılaşılmadan doğum gerçekleşiyor.
*
Kazıklanan –görünüşe göre- SGK oluyor. Risk söyleminin anne ve çocuk üzerindeki etkileri hesap dışı…
Ama, Kartal örneğinde olduğu gibi bir sorunla karşılaşılırsa ve hastane bir şeyleri gizlemek zorunda kalırsa; güya riskli doğumla dünyaya gelmiş ya da doğum sonrası özel bakım altında tutulması güya zorunlu olan bebekler, belenip sağlık kurumunun dışına çıkarılıyor.
Şuna şükretmeli ki, bebekler gerçekten riskli değillermiş. Öyle olsa, yoğun bakım altında tutulmaları gerekirken hastane ortamı dışına çıkarıldıkları için –bu çirkinliklere aracılık eden- ebelerin hemşirelerin kucaklarında belki de can verecekler ya da gerekli tıbbi bakımdan yoksunluğun kalıcı izlerini taşıyacaklardı.
Böyle bir tehlikenin büsbütün kalkıp kalkmadığını da henüz bilmiyoruz.
Acaba bu yaşananlar, sadece bu hastaneye özgü bir uygulama mı? Bu konuda içimize şüphe düştü.
*
Başka nerelerde benzer olayların yaşandığını herhalde doğum parasını ödeyen kurum olarak SGK araştıracaktır. Bunu yapan başka kurumlar da varsa, şu son olayın ortaya çıkışına bağlı olarak bir normalleşme sürecine gireceklerdir, ancak geçmişteki uygulamaların izleri kayıtlarda duruyordur. Konu geçiştirilebilecek hafiflikte olmadığı için geriye dönük inceleme de gündeme getirilebilir.
Ortaya çıkacak bulgulara göre, SGK ve bu uygulamaya maruz kalan anne ve bebekler için ciddi tazminat talep etme hakkı da doğabilir.
*
Bu noktada hekimlik ahlakı sesini yükseltmelidir. Sadece hekimler değil, bu uygulamaya alet olan ebe ve hemşireler de haykırmalı… Haykırmalı ve bu uygulamanın vicdanlarında oluşturduğu çiziklerin daha derin yaralar açmasından kendilerini kurtarmalıdırlar.
Bu tür olayların kamu kurumlarında olması pek mümkün görülmüyor. Ancak büsbütün imkansız saymak da zor. Çünkü olup bitenler, bu yöntemin performans puanını artırıcı bir etken olarak kullanılabileceğini düşünme hakkını veriyor.
Bu bakımdan, hem sistemin mimarı olarak performansı savunan Sağlık Bakanlığı, hem de performans değerlendirme yöntemini yanlış bulan üniversiteler ve tabip odaları su yüzüne çıkan bu “kirliliğin” hesabını sormalıdır.
Hatta bir bilim kurulu, inceleme başlatmalı; bu uygulamayla dünyaya gelen bebeklerin 0-10 yaş dönemleri dikkatle izlenmeli ve olası sağlık sorunlarını içerecek sonuçlar “sağlığın piyasalaşmasının etkileri” olarak tıp literatüründe yerini almalı.
Umarım üniversitelerimizden biri bunu bilimsel araştırma konusu yapar.
*
Meslek ahlakı, “riskli gebelik” baskısının anneler ve doğuracakları çocuklar üzerindeki olası bozucu etkilerini önlemek için sesini yükseltmelidir… GDO’lu nesiller oluşmasını bu ses önleyecektir.
Bu nokta vicdanla cüzdanın kesiştiği noktadır.


Copyright © 2009 Sağlıkta Gündem