Sağlığınızı bozan ne varsa yazabilirsiniz...
GÖRÜŞLER için İletişim formunu doldurunuz.

9 Haziran 2026 Salı
11:40
HAVA
DURUMU

 

  
Akdağ: Biz bu işi biliyoruz.
“Sağlıkta eski köhnemiş rant sistemini tarihin çöplüğüne gömdük. Ana muhalefet partisi bir sosyal demokrat parti. Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz, biz fakiri fukarayı koruyoruz. ”
5.10.2011

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Türkiye’nin Sağlık Televizyonu HTV’de temel sağlık sorunlarına ilişkin açıklamalar yaptı.
Bakan Akdağ, HTV’nin ilk gün yayınında HTV İç Yapımlar Direktörü Sibel Güneş’in konuğu oldu.
Programda ele alınan konuların satır başları:
* Sağlık hizmeti notumuz 3’ten 8’e çıktı. Hedefimiz 9’a çıkarmak. Katkı payı sadece bir tedbir.
* Önümüzdeki 4-5 yıl içinde, 2015’te anne ölümlerini yüz binde 10’un, bebek ölümlerini binde 7’nin altına çekeceğiz.
* Dünyaya sağlıkta örnek olduk, model ihraç ediyoruz.
* Kişi başı sağlık harcaması 600 dolar. Bunun 450 doları kamu kaynaklarından, 100 doları özel sektörden 50 doları da vatandaşın cebinden karşılanıyor.
* Tamgüne direnen eski köhnemiş sistemi savunan var.
* Direnişleri çok gördük, bir ay sürer iki ay sürer  üç ay sürer, sonra halkın istediği neyse o olur.
* Köhnemiş bir sitemi tarihin çöplüğüne atıyoruz. Yepyeni ve vatandaşın da lehine olan hocanın da yeni yetişenin asistanın da öğrencinin de lehine olan bir sistem getiriyoruz.
* Üniversite hastaneleri ya da devletin hastaneleri ticarethane olamaz. Buna müsaade etmeyeceğiz.
* (Etlik Entegre Sağlık kampüsü için yapılan Danıştay başvurusu) TTB kim oluyor da halkın sağlık hakkını bu kadar mükemmel binalarda bu kadar mükemmel hastane şehirleri diyebileceğimiz yerlerdeki sağlık hakkını engellemeye çalışıyor? Bu hakkı nereden buluyorlar?
* Yabancı hekimin önünü açmak lazım. Üç-beş bin yabancı doktor sisteme girebilir. Onlar da Türkiye’deki fakültelerden mezun olup kaçak göcek çalışanlar olur.

KONULAR VE AÇIKLAMALAR

Sibel Güneş:

Siz Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla birlikte bakan oldunuz. İlk günden beni hükümettesiniz ve sağlık bakanı olarak çalışmaları yürütüyorsunuz. Sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde yapılan çalışmalarla hedeflenen noktaya gelindi mi? Hedefleriniz konusunda hangi noktadasınız? Önünüzdeki yeni hedefler ne?

Recep Akdağ:
Sağlıkta dönüşüm programının sonucuyla ilgili olarak halkın ne düşündüğünü belirtirsek cevabını vermiş oluruz.. Memnuniyet oranı yüzde 39’lardan yüzde 73’e çıktı. Sağlık göstergeleri açısından vatandaşın hizmete erişimi açısından çok gelişti. Anne bebek ölümleri açısından çok iyi noktadayız. Bebek ölümleri binde 10, yüz binde 15 anne ölümü bekliyoruz. Önümüzdeki 4-5 içinde, 2015’te anne ölümlerini yüz binde 10’un, bebek ölümlerini binde 7’nin altına çekeceğiz. Erişim açısından hizmetlere her konumda yetişiyoruz, köyde olalım kentte olalım.. Ayrıca helikopterle yetişiyoruz ücretsiz olarak. İşçi olalım, çifti olalım, memur olalım, esnaf olalım hizmetimizi alabiliyoruz. Özel sağlık kuruluşları da bunun içinde. Gerçek bir acil hal, yoğun bakım gerektiren acil durumunuz varsa, özel hastaneler bu hizmeti vermek zorunda.
Ben üniversiteden geldim. Bana göre sağlık hizmeti; vatandaşın hizmete erişmesi açısından değerlendirdiğimizde, vatandaşı parasal bakımdan koruma açısından değerlendirdiğimizde eskiden 10 üzerinden 3 alırdı, şimdi 10 üzerinden 8 alıyoruz. Önümüzdeki ustalık dönemimizde bunu 10 üzerinden 9’a çıkacağız.

Sibel Güneş:
Hekime ulaşma açısından da farklılıklar olduğunu sık sık vurguluyorsunuz. Bu açıdan gelinen nokta nedir?

Recep Akdağ:
Eskiden ortalamalara göre, bir kişi yılda 2,7 kere hekime giderdi, bu yıl bu oran 8’e ulaşıyor. Artık bu doyma noktası olmalı. Daha fazlası aşırı kullanım olur. Sağlık hizmetine daha fazla ihtiyacı olanların hizmeti alması engellenir. Katkı payı uygulamasıyla amacımız hazineye para gelmesini sağlamak değil, gereksiz yere hastaneye gidişleri önleyelim gerçekten ağır durumu olanlar sürekli hastalığı olanlar kolay gidebilsin. Aile hekimliğinde katkı payı yok. Çocuk nüfus, hamileler ve yaşlılar doktora daha çok ihtiyaç duyanlar bunlar.

Sibel Güneş:
Sağlıkta dönüşüm programının bir ayağı da aile hekimliği. Bu konuda İstanbul’un önemi farklılık taşıyor. İstenilen noktaya gelindi mi? Belirtildiğine göre İstanbul’da aile hekimine 3 kişiden biri gidiyor.

 Recep Akdağ:
6 ay önce böyleydi,artık burada da oturdu. Diyelim ki yıl sonu itibariyle yarısı gitmiş olacak, ama o yarısı, iki üç kere gitmiş oluyor.

Sibel Güneş:
Peki Türkiye sağlık harcamaları açısından ne durumda? Kişi başı 4-5 bin dolar harcama yapılan gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda kişi başı harcamalar bizde nasıl?

Recep Akdağ:

Sağlık bakanı olarak ben ekonomi yönetiminden sağlığa daha fazla para ayırmalarını talep ediyorum ama çok da iyi bir uyumumuz var. Ekonomiden sorumlu başbakan yardımcımız Ali Babacan başkanlığında biz 5 bakan bir araya geliyoruz. Üstelik de bu sağlık hizmetlerini aksatmadan sağlık harcamalarını nasıl kontrol altında tutabiliriz, buna bakıyoruz. Sürdürülebilirliğin gereği bu. Sağlıkta dönüşüm için bu sürmez denildi, ama bunu başardık. Bugün kişi başına sağlık harcamamız 600 dolar. Gelişmiş ülkelerde büyük harcamalar var. Ortalamasını alalım 2 bin dolar diyelim. Biz 600 harcıyoruz. Ama onlardan daha iyi sağlık hizmeti veriyoruz.
Türkiye sağlıkta model ülke oldu. Modelle ilgili yurt dışında da bilgi veriyoruz. Sistemi resmen ihraç eder hale geldik. Eğitim veriyoruz, onlar size geliyorlar. Bir hafta kadar önce Azerbaycan’da Dünya Sağlık Örgütü bölge toplantısındaydım. Orada panellere katıldım. Birinde Yunanlı bakan vardı. Kriz konuşuluyor. Para yok. Konular bunlar; yeni sağlık sisteminde ekonomik krizlerin etkilerinden nasıl kurtuluruz? Biz bunu çoktan hallettik, o krizler zaten ülkeye çok fazla uğramadı, biz de bir takım tedbirler aldık. Bunu birlikte yaptık. Yani bankalar ve sektör olarak. Bir orta yol buluyoruz. O panelde ben dedim ki, iki kriz geçirdi dünya; biricisi geçti ikincisinin de tam ortasındayız. Türkiye 2011 in ilk çeyreğinde yüzde 11,6 büyüdü, ikinci çeyreğinde 8, 8 büyüdü. Bende ekonomi yönetimiyle para konusunu konuşuyorum, zaman zaman anlaşamadığımız hususlar oluyor, ama bizim para sorunumuz yok dedim. Hiçbir zaman da olmayacak dedim. Biz sürdürülebilir bir sağlık sistemi kurduk.
Bu sistemde kişi başı 600 doların 450’sini kamu kaynaklarından harcıyoruz; genel bütçeden ve sosyal güvenliğin sağlıkla ilgili bütçesinden. Bu bir karma model. Primlerle ve vergilerle oluşturulmuş bir model. Kalan 150 doların da 50 dolarını özel sektör harcıyor. Yatırım yapıyor, 100 dolarını da vatandaş cebinden harcıyor.
Biz 2000 dolarlık başarıyı 600 dolarla nasıl gösteriyoruz? Açıkçası biz bu işi iyi biliyoruz. Biz bu işi başka ülkelere başka sistemlere öğretir hale geldik.

Sibel Güneş:
Sağlıkta hep İngiltere örneği verilirdi. Ancak bu ülkede artık tıkanmalar olduğunu biliyoruz. Yurt dışına hasta gönderiyorlar.

Recep Akdağ:
Bize de yurt dışından tedavi amacıyla gelenler oluyor. Yurtdışından bu anlamda göz, ortopedi gibi alanlarda sağlık turizmi açısından da cazibe merkezi haline geldi.
Bizim de bir handikapımız bir sıkıntımız var, ortalama olarak doktor hastasına şimdi 10 dakika harcayabiliyor. Bu, sağlıkta dönüşüm programından önce 5 dakikanın altındaydı.
Hem muayene sayıları iki buçuk katına çıkmış, hem de süre iki katına çıkmış. Demek ki vatandaşa ayrılan zaman 5 katına çıkmış. Peki doktor sayısı mı çok arttı personel sayısı mı çok arttı. Hayır. Ama biz verimliliği oluşturduk.
Eskiden bir sağlık ocağında 10 hekim bulunurdu bir muayene odası olurdu. Sırayla gelir giderlerdi. Odaları ayırdık sonra aile hekimlerine ayrı ofis verdik. Diş hekimliğinde 30 diş hekimi olur, 10 diş üniti olurdu. O olmadan nasıl yapabilir? Kamuda çalışan diş hekimlerinin üçte biri oturuyordu. Ötekiler de dışarıya hasta sevk ediyorlardı. Ama şimdi her hekimin bir diş ünitesi var. Her hekim çalıştığı kadar kazancına bir ilave geleceğini biliyor. Verimliliği oluşturduk.
Bu tablo OECD ülkelerinde bir tıp başarısı olarak örnek gösteriliyor.

Sibel Güneş
Bir de sağlığın gündeminde sıcak bir konu olan tıp fakülteleriyle ortak çalışma konusu var. En çarpıcı örneği de Marmara Üniversitesi. Ayrıca Kayseri var Sakarya ve diğerleri. Hizmetle yönetim paylaşılıyor. Bu uygulama bir zorunluluk mu? Uygulama yaygınlaşacak mı?

Recep Akdağ:
Bu bir zorunluluk değil. (Marmara’nın özel durumu vardı) Tam günü yaptığımızda üniversitelerle sağlık bakanlığının ortak çalışabileceğini söylemiştik. Ortak çalışmaya geçildiğinde hastane işletmesi işini sağlık bakanlığı yapıyor; eğitim ve araştırma işlerini üniversite yapıyor. Sistemi böyle kurduk. Yönetmeliği böyle hazırladık. Rize, Sakarya, Marmara, Ordu, Erzincan gibi yeni kurulan fakültelerde bunu yapıyoruz. Fakülte ihtiyaç duyduğunda biz birlikte çalışabilecek durumdayız. Şunu söylüyorum, yıllarımı üniversitede geçirmiş bir kişiyim, hoca olarak orada da yönetici olarak, üniversite hastanesi yöneticisi olarak. Bir üniversitenin tıp fakültesinin o anlamda hastane işletmeciliği yapması zaruret değil. Dünyanın birçok ülkesinde Amerika Birleşik Devletleri dahil, tıp fakülteleri hastane işletmesi değildir; çoğunlukla değildir. Bu süreçte sağlık bakanlığı çok büyük bir işletmeci haline geldi. Ortak kurallar koyuyoruz; birbirini destekliyor hastaneler, mali açıdan personel açısından…
Bugün tıp fakültelerinin birçoğu sağlık bakanlığının verimliliğine ulaşmış değil. Ulaşanlar da var demin adını verdiğiniz Kayseri, Gaziantep, Malatya, Pamukkale gibi; bunlar performans sistemini kabul edip içselleştirdiler. O yönde geliştirdiler ve başarılı oldular.

Sibel Güneş:
Bu noktada bir önemli konu da performans uygulaması. Bunun, eğitimi olumsuz etkilediği üzerinde duruluyor. Uygulamada eğitim olumsuz etkileniyor mu? Buna bazı üniversiteler tepki gösteriyorlar.

Recep Akdağ:
Bazı büyük üniversitelerimizdeki direniş gereksiz direniş. Onları içinde bulundukları sıkıntıdan çıkma hususunda zora sokuyor. Bu direniş anlamsız bir direniş.
Performansla tam gün çalışma eğitim ve araştırmayı bozar diyorlar. Bu iddia o kadar yersiz bir iddia ki… Eski sistem nasıldı? Ben üniversite hocasıyım. Sabah geliyorum 9 da 10 da, neyse 11’de 12’de muayenehaneme gidiyordum. Part-time çalışıyorum. Nerde eğitim? Araştırma nerde? Zaten geldim, muayenehaneye getirdiğim hastalara şöyle bir ancak bakabildim, onların ihtiyaçlarını gördüm, çıktım. Yani bu çok anlatılan biz şeydir. Gözlerimle de gördüm, hoca gelir, vizit yaparken hasta atlar, öbür kendi hastalarına bakar, çeker gider. Zaten vakti yoktur. Soruyorum şimdi burada eğitim araştırma diye bir şey var mı? Yok. Eski sistem köhne sakat sistem, böyle bir şeydi.
Peki üniversitede tam gün çalışanlar için nasıldı? Fakültede, öğle vakti olur, özel muayene başlar. Ne asistan kalır, ne öğrenci kalır, ne araştırma kalır. Sakat olan eski sistemdi.
Şimdi performans dediğimiz şey, sizin her dakika hasta başında olmanızı gerektiren bir şey değil ki. Zaten toplam yapılan işten kazancınız var, kliniğinizden hastanenizden, ayrıca bireysel olarak yapılacak işlerden, hasta hizmetlerinden kazancınız var; ayrıca eğitimden ve araştırmadan da kazancınız var. Sistem böyle kuruldu. Yani siz eğitim verdiğiniz zaman hoca olarak ya da araştırma yaptığınız zaman, o sizin performansınızı etkiliyor.
Üniversite kendi alt düzenlemelerinde bunu eksik bırakmışsa eksik bırakmıştır. Kanun yönetmelik hepsi buna müsait.
Peki hasta hizmetleri verirken hizmet aksar mı?
Nasıl aksayabilir. Eskiden muayenehanenizde o işi yapıyordunuz. Ya da hastanede özel odanızda yapıyordunuz. Şimdi ise öğrencinizle asistanınızla birlikte yapacaksınız. Genel polikliniklerde yapacaksınız bu işleri, asıl eğitim şimdi oldu.
Eğitim öğrenci ve asistanlarla birlikte yapılan bir çalışmadır, bir usta çırak ilişkisini içerir, şimdi burada var usta çırak ilişkisi. Ben muayenehanemdeysem bir eğitim var mı? Soruyorum. Yok. Özel işlem yapıyorsam orada da eğitim yok.
Hem vatandaşı zulümden kurtaran, ‘muayenehaneme gel de ben senin işini yapayım; para ver babanın ameliyatını yapayım’ sisteminden kurtaran, hem de doktoru böyle bir ihtiyaçtan kurtaran; öğrenciyi asistanı hocasıyla buluşturan yeni bir sitem doğru bir sistemdir. Bu sistem anormalliği normalleştirdi.
Yok ben eski sistemi devam ettireceğim, benim daha çok işime geliyordu, şeklindeki dirençler bir ay devam eder, iki ay devam eder, üç ay devam eder. Biz böyle dirençleri çok gördük. Ondan sonra normal sistem neyse, halkın istediği sistem neyse o; halkın istediğine göre kanun yapan yönetmelik yapan hükümetin istediği neyse, sistem ona döner.

Sibel Güneş:
Son kararname var. Ameliyatlar aksadı, beklemeler başladı. Bazı profesörlerin emekli olacakları belirtiliyor. Bu hocalar emekli olursa sağlıkta bir açık olur mu?

Recep Akdağ:

Felaket senaryosu çiziyorlar değil mi? Bu felaket senaryosu eski rant sisteminin devamı için ortayla konulması gereken bir senaryo da onun için. Acaba kaç kişiden bahsediyoruz? Üniversitede 10 bine yakın öğretim üyesi var, hatta 10 binin üstünde… Bunların 2 bin kadarını çıkarırsanız, geri kalanları kliniklerde çalışan değerli öğretim üyesi arkadaşlarımız, hocalarımız. Bunların içinde muayenehane çalıştıran ya da dışarıda özel iş yapan kaç kişi dersiniz? 600 kişi civarında.
Türkiye’de 30 bin uzman, Sağlık Bakanlığında bu alışkanlığını terk etti. Çünkü eski sistem buna mecbur bırakıyordu. Eskiden SSK hastanesine gitseniz, muayenehaneye gitmeden hizmet alabilir miydiniz? Ya da bir devlet hastanesine ya da Sağlık Bakanlığının bir eğitim hastanesine… Şu anda Sağlık Bakanlığının bu hastanelerinde, hepsi aynı çatı altında. Bu hastanelerde muayenehanesi olan ya da özelde çalışan hiç kimse yok. Bitti.
Üniversitelerimizde 600 kişi var. Bunlar emekli olursa sıkıntı olur mu olmaz mı?
Bunların 600 ü zaten emekli olmaz. 200-300‘ü bunu düşünebilir.
Felaket senaryosu üretmeye gerek yok. 30 bin uzman nasıl yeni sisteme döndüyse, o 30 bin kişi için artık muayenehaneleri konuşmuyorsak, üniversitelerimizdeki bu değerli, 600 kişi için de olacağı budur. Ayrılmak isteyen olursa ayrılanların yerine yenileri gelir oturur.
Türkiye böyle 200 değerli meslektaşımızın, öğretim üyesinin umuruna kalmış bir ülke değil. Peki acil olarak ne yapılır?
Bakın biz şunu yaptık; YÖK’e bir yazı yazdık, acele ve günlük bir yazı yazdık; herhangi bir üniversitede bir tıp fakültesi hastanesinde hizmet arzında bir eksikliğe sebep olacak şekilde bir değerli hocamız ayrılacak olursa, artık ben çalışmayacağım derse, bize bunu yazın, bu hizmet açığını biz derhal kapatacağız.
Nasıl kapatacağız?
Oraya mecburi hizmetle o alanda uzman gönderebiliriz. Bu yetmeyebilir. Maharet gerektiren bir iş vardır, oraya geçici görevlendirme yapacağız. Peki yoksa, çok nadirse Türkiye’de? Ben üstüme alıyorum, hastaların isimleri bize bildirsinler ben o hastamızın ihtiyacını gördüreceğim. Gerekirse özel sektörde gördüreceğim. Böyle bir ihtiyaç olmayacak, ama olduğunu var sayalım. Uçak ambulanslarımız var. Koyup Avrupa’ya göndereceğim. Yeter ki bize bildirilsin. Bu geçici sürede açık ifade ediyorum; hastaların mağduriyetleri üzerinden eski rant sistemini sürdürmeye çalışanlar olacak. Biz bunu biliyoruz buna izin vermeyeceğiz.
Köhnemiş bir sitemi tarihin çöplüğüne atıyoruz. Yepyeni ve vatandaşın da lehine olan hocanın da yeni yetişenin asistanın da öğrencinin de lehine olan bir sistem getiriyoruz.
Üniversite hastaneleri ya da devletin hastaneleri ticarethane olamaz. Buna müsaade etmeyeceğiz.

"SAĞLIĞI ALINIP SATILAN BİR META OLMAKTAN ÇIKARDIK"


Benim nazarımda bu ülkenin sağlık bakanı olarak başbakanımın bana talimatı budur, Erzurum’un Tekman köyünde organ nakli bekleyen bir yavrumuzla Silopi’de organ nakli bekleyen bir yavrumuz ya da bir kardeşimiz ya da Sinop’ta, İstanbul’un Bebek semtinde organ nakli bekleyen bir kardeşimiz arasında hiçbir fark yoktur. Hepsi aynı fırsat eşitliğine sahiptir ve hepsi de sağlığına kavuşma hakkına sahiptir. Sağlık bir haktır. Sağlığı parayla alınıp satılan bir meta olmaktan biz bu ülkede çıkardık.
Geriye kalan ufak tefek tortuları da temizlemeye kararlıyız. Başbakanımız bu kararlılıkta ve bana da verdiği talimat bu.
Tabii ortada çok ağır çelişkiler de var. Bir taraftan tabip örgütü ısrarla muayenehaneleri ayakta tutmaya çalışıyor, yani devlette çalışan doktorların muayenehanelerini ayakta tutmaya çalışıyor, devlet hastanesinde çalışan üniversite hastanesinde çalışan doktorun muayenehanesini ayakta tutmaya çalışıyor, bunun için her Allahın günü kafasını yoruyor iyi de hukukçuları var, mahkemelere gidiyor, Cumhuriyet halk partisiyle ana muhalefet partisiyle işbirliği yapıyor. Ana muhalefet partisi bir sosyal demokrat parti.. Türkiye ironiler ülkesi. Ha Türk Tabipleri Birliği de bu arada öteden beri bir sosyalist öğretiyi hedef almış bir parti (kuruluş).. Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz, biz fakiri fukarayı koruyoruz aman vatandaş muayenehaneye mecbur kalmasın, bunlar da devlette çalışan doktorun muayenehanesi açık kalsın diye mücadele ediyorlar. Bakalım bu mücadeleyi kim kazanacak?

Sibel Güneş:

Projeleriniz arasında entegre kampüsleri var. Bunlar hekim açığı doğurmamayacak mı? Gündemde hekim ithali de var mı? Tesisler programa uygun tamamlanacak mı? Türk Tabipleri Birliği Ankara Etlik kampüsü ihalesinin iptali için Danıştay’a başvurdu.

Recep Akdağ:

Yazıklar olsun.. Ne diyeceğim başka?
Ben nezaketini koruyan biriyim ama halkın çıkarı söz konusu olduğunda ülkemin insanının çıkarı söz konusu olduğunda bazen taşı da gediğine koymam lazım.. TTB kim oluyor da halkın sağlık hakkını bu kadar mükemmel binalarda bu kadar mükemmel hastane şehirleri diyebileceğimiz yerlerdeki sağlık hakkını engellemeye çalışıyor? Bu hakkı nereden buluyorlar? Bu cesareti nereden buluyorlar? Bunu geçmişte de yaptılar. Mesela aile hekimliğini kurma çalıştığımız zaman, aile hekimliğini İzmir’de denize dökeceğiz dediler. Ne kadar utanç verici açıklamalardı bunlar. Daha sonra aile hekimleri toplandı, çok sayıda aile hekimi, yüzlerce aile hekimi toplandı, TTB’nin önüne gittiler, ‘ne istiyorsunuz kardeşim’ dediler. Tabip örgütü Türkiye’de tabipleri temsil eden bir örgüt olmaktan çoktan çıktı. Bir ideolojik tavır içersindeler kendilerine yakışan o.
Şimdi gelelim bu kampüsler niçin yapılıyor bu ülkede?
Sağlıkta önemli bir dönüşüm gerçekleştirdik, ama sağlık binalarımız özellikle büyük kentlerde metropol kentlerde çok eskimiş durumdaydı. Bu hastanelerin bulundukları alanlar küçük. Maalesef imarlar yapılırken Türkiye’nin geçmiş yıllarında vizyon eksikliğinden dolayı hastaneler için büyük alanlar bırakılmamış. Özellikle ikincil ve üçüncül hizmetlerin ağırlıklı olarak üçüncül hizmetlerin verileceği, dolayısıyla bir entegre çalışmanın yapılacağı büyük alanlara ve hastanelere ihtiyaç var büyük şehirlerimizde. Biz neden böyle çok büyük kampüsler yapıyoruz alan bulabildiğimiz ve halkın erişmenin zor olmadığı yerlerde? Ankara gibi. Ankara’da iki kampüs yapıyoruz her bir kampüse erişim azami 7 dakika içinde gerçekleşebilir. Yine şehrin içinde de semt poliklinikleri bırakacağız. Burada (Ankara Etlik) 8 hastane var mesela birbiriyle iç mekanlar itibariyle kapalı camekanlı alanları olan, adeta kapalı yollarla birbirine bağlanan ama çok ferah mekanlarla bağlanan 8 hastane. Burada doktor da rahat edecek vatandaş da rahat edecek. Çevre açısından mükemmel yerler buralar. Yeşil, her taraf yemyeşil, bir tane araç görmeyeceksiniz yer üstünde. Niçin? Çünkü bütün araçlar kapalı otoparkta olacak. Şimdi düşünün büyük hastanelerin etrafını, adeta oto pazarına dönüşüyor. Yapılacak olanlar çevre dostu alanlar, çevre dostu hastaneler, çevreyi koruyan insanı koruyan hastaneler.

Sibel Güneş:
Kampüsler hekim ve personel gereksinmesini de artıracak. İthal hekim olacak mı? 200 hekimden söz ettiniz? Bu açık nasıl kapatılacak?

Recep Akdağ:

Bu (ihtiyaç duyulan) sayıya ancak Türkiye’de kendi hekimlerimizi yetiştirerek ulaşabiliriz. Yurt dışından hekim gelmesinin hatta hemşire gelmesinin önünü açmalıyız. Ama düşünüldüğü kadar, kamuoyunda zannedildiği kadar fazla sayıda hekimin ya da hemşirenin gelmesi mümkün değil.

Sibel Güneş:
Mesela ne kadar?

Recep Akdağ:
Türkçe bilmesi gerekecek, ayrıca diğer ülkelere göre ihtiyacı olan diğer zengin ülkelere göre daha fazla para verilmesi lazım ki gelsin. İyi yetişmiş olacak ayrıca, biz onu da arayacağız çünkü. İyi yetişmemiş bir hekimi Türkiye’ye kabul etmeyiz.
Benim tahminim şu; bunun önünü açtığımız zaman başlangıç için 3 veya 5 bin kişi olabilir bu. Daha fazla olmaz.
Bunların da çoğu Türkiye’de eğitim almış olan şu anda da Türkiye’de sağda solda kaçak göçek bir hekimin adı altında iş yapmaya çalışan kişiler.
Çapa’da yetişmiştir, Hacettepe’de yetişmiştir, Ankara’da yetişmiştir. Ne diye bunları tıpta çalıştırmayacağız. Benim hekimlerin dünyanın her yerinde gidip çalışıyor da başka uyruklu diye bir hekim Türk halkına neden hizmet etmeyecekmiş? Gelsin etsinler. Türk milletine hizmet edecek onlar da. Biz hep beyin göçünden yakınmıyor muyuz? Biraz da beyin ithalatı yapalım.
Kampüsleri yaparken bir yandan insan kaynaklarımızı da artırıyoruz. Bu kampüsleri yaparken yatak sayısını artırmıyoruz. Bunun için yaptığımız bir planlama zaten var.
Biz Ankara’da 8 hastaneden oluşan bir şehir hastanesi mükemmel bir hastane 1 milyon 300 bin metrekare üzerine. Bunu yaptığımız zaman Ankara’daki birçok hastaneyi artık buraya taşıyacağız. O hastanelerin bulundukları yerlere semt poliklinikleri koyacağız, yine vatandaş hizmeti kolay alsın diye. Oraları dar alanlardı. Ankara Numune’yi düşünün; 30 dönüm alan içine tıkılmış. Bin öğretim elemanıyla çalışan bir hastane bin yatak var. Küçücük bir yere koymuşsunuz. O bin yatağı biz genişleteceğiz. Tabir caizse bodrum kattaki küçük evinizden çıkıp Bebek’teki harika bir konağa taşınıyorsunuz. İnsan istemez mi bunu. Herkes rahat edecek. Hekim de çalışan da hasta da rahat edecek.

Bu haber 2900 kere okundu.
    
Bu Habere Oy Ver :
Diğer Haberler
  • Bebeklerde de görülebilir - 17.3.2026 14:18:34
  • "Devletin memuru yoksul olamaz" - 9.7.2023 15:14:07
  • Alzheimer nedir? Kimlerde görülür? - 10.9.2022 00:17:02
  • Kalp krizinde 112'yi arama süresi uzadı - 30.9.2021 12:20:33
  • Kronik migrenle mücadele kampanyası başlatıldı - 28.6.2021 12:26:28
  • Korona virüs göz sağlığını da vurdu - 2.2.2021 11:44:17
  • Sağlık habercilerinden aşı haberi uyarısı - 27.1.2021 13:33:09
  • Yakın temaslılarda karantina süresi değişti - 9.12.2020 09:51:52
  • Korona virüs saç da döküyor - 9.12.2020 09:36:01
  • Yaşlanma karşıtı dermokozmetikler cilt kalitesini iyileştiriyor - 7.12.2020 15:38:41
  • Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Anket | Künye | RSS | Reklam

    Copyright © 2009 Sağlıkta Gündem