Sağlığınızı bozan ne varsa yazabilirsiniz...
GÖRÜŞLER için İletişim formunu doldurunuz.

9 Haziran 2026 Salı
08:53
HAVA
DURUMU

 

  
“Üniversiteler özel hastane kurabilmeli”
Marmara Üniversitesi Rektör Başdanışmanı ve MÜ Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Bakır, "performans uygulaması nedeniyle hocalar depresyonda" dedi. (Söyleşi: Ayhan FIRILDAK)
28.3.2011

Prof. Mustafa Bakır’la yapılan söyleşiden satır başları:

* Hocalar depresyonda; antidepresan kullanıyorlar.

* Hasta sayısına bağlı performans ölçümü eğitimi etkiler bu da kaliteli hekim yetişmesini engeller.

* Üniversitelerin asıl görevi hekim yetiştirmek, eğitim vermek, araştırma yapmaktır; asistan hekimin yapacağı işi profesöre yaptırarak performans belirlenmez.

* Hocalar gelir farkını kapatmak için muayenehanede veya özelde çalışıyorlar.

* Malezya’da tercihe zorlanan hocalar istifa edince bilim adamı sıkıntısı doğdu; Türkiye’den profesör istediler.

* Hekimlik; eğitimi uzun ve zor bir meslektir. Hekimlerin, hocaların ücreti devlet memurlarının veya milletvekillerininkiyle kıyaslanmamalıdır.

* Devlet hocalara gerekli desteği veremiyorsa, imkan sağlansın, üniversite eğitim hastanelerinden ayrı olarak tıp fakülteleri de “özel hastane” kurabilsin; öğretim üyeleri burada çalışarak gelir farkını kapatsın.

SORULAR - YANITLAR


Soru: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, hastane hizmetleri ve tıp eğitimi açısından Türkiye’de “yeni model” sayılacak bir uygulama içinde yer alıyor. Yaklaşık 6 aylık bir uygulama var. Gelinen nokta nedir?

Prof. Bakır: Bu durumun doğması daha önce de belirtildiği gibi bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Bursa’daki hastane yangınının arkasından (Bursa Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi Mayıs 2009), Sağlık Bakanlığı direktifiyle bütün hastanelerde güvenlik sistemleri denetimden geçirildi. Bizim Altunizade’deki hastane binamız da denetlendi. Hem bu açıdan hem deprem güvenliği açısından yeterli olmadığı raporla belirlenmişti. Hastanenin bir bölümü kullanım dışı kaldı. Zaten Başıbüyük’te yapımı süren hastane binamızı bekliyorduk. Ama o bina bütün olarak hizmete girmeye hazır olmadığı için biz fakülte olarak, üniversite olarak yer arayışına girdik. Bilinen süreçlerden geçilerek bugünkü konuma gelindi. Üniversite olarak hedefimiz Başıbüyük’teki kendi hastane binamızın bir an önce tamamlanmasını sağlamak ve oraya taşınmak. İki üç yıl içinde bunun olacağını sanıyoruz. Bugün çalışmalarımızı Sağlık Bakanlığına ait Pendik’teki binada sürdürüyoruz. Burada hastane hizmetleri Sağlık Bakanlığına bağlı olarak yürütülüyor, tıp eğitimi ise fakültemizin sorumluluğunda. Hastane başhekimi Sağlık Bakanlığına bağlı olmakla birlikte bu görevi fakültemizden bir arkadaşımız yürütüyor.

Soru: Performans sistemi eğitimi ve sağlık hizmetlerini nasıl etkiliyor?

Prof. Bakır
: Performans uygulaması açısından bir değerlendirme yapacak olursak, bu noktada sıkıntımız var. Üniversitelerin eğitim görevi vardır. Araştırma yapma görevi vardır. Doktor yetiştirme görevi bize verilmiştir. Sadece doktor değil uzman yetiştirme görevi de bize verilmiştir. Sadece bu da değil, hoca yetiştirmek zorundayız. Bilimi gelecek nesillere aktarmak da bizim görevimiz. İşin metodolojisini öğretmek zorundayız. Ülkenin biliminden sorumluyuz. Bilim demek zenginlik demek gelecek demek. Dünya geneline bir bakın, hangi ülkelerin sözü geçiyor? Bugün bir ülkenin gücü bilimdeki varlığıyla ölçülüyor. Bizim de asıl görevimiz budur. Sıkıntı da bu noktada yaşanıyor. Tıp fakültesi öğretim üyesinin performansı hasta bakma sayısıyla ölçülemez. Bir profesörün görevi, asistanın yapabileceği işi yapmak değildir. Üniversite hastanelerinde hasta tabii ki olacaktır, hastaya hizmet verilecektir. Hasta olmadan eğitim olmaz. Ancak, poliklinik muayenesi için sırada bekleyen hastaya bakmak eğitim değildir. Hocanın, profesörün devreye gireceği nokta, asistanın yetersiz kaldığı, altından kalkamadığı durumlar olmalıdır. Komplike bir durum vardır. Çok etkenli bir tanı zorluğu vardır. Burada profesöre görev düşer. Asistanın yapacağı işi yaparak profesörün performansı ölçülmemeli. Profesör son basamak olarak görülmeli. Profesör hasta bakmakla mesaisini geçirirse araştırmaya eğitime nasıl zaman bulacak?

Soru: Eğitim ve araştırma performans değerlendirmesinde önem taşımıyor mu?

Prof. Bakır:
Eğitim ve araştırma döner sermayeye gelir sağlamıyor. Sistem muayeneye sağlık hizmetine para veriyor. Bir hoca da bulunduğu sosyal konumun gereği ihtiyacı olan geliri sağlamak zorunda. Kendisine biçilen değer ihtiyacını karşılamadığı için mesai sonrası muayenehanesinde hasta bakıyor. Eğitim ve araştırma zahmetli iştir. Emek ister, sabır ister, zaman ister. Bunun finanse edilmesi gerekir. Hoca bunu kendisi sağlıyor, kendi kendinin sponsoru oluyor.

Soru: Bugünkü yapı, uygulamaya nasıl yansıyor?

Prof. Bakır: Uygulamada hasta görmek eğitimin önüne geçiyor. Bilim insanına bu tablo ağır geliyor. Birçok arkadaşımız depresyonda. Antidepresan almadan çalışamıyorlar. Eğitim ve araştırma için kullanılması gereken zaman poliklinikte harcanıyorsa, 5 yıl sonra tıp fakültesinden mezun olanların kazanımları diplomayla sınırlı kalacak. Kaliteli hekim yetişmeyecek.

Soru: Sistem vatandaşın profesöre ulaşmasını sağlamış olmuyor mu? Böylelikle parası olmayan da profesörden hizmet alabiliyor.

Prof. Bakır: Acaba öyle mi? Profesör hangi aşamada gerekli? Her aşamada gerekli değil ki! Herkes adını duyduğu ünlü hocaya muayene olmak isterse ulaşmış olur mu? Hasta sayısı artınca hastaya ayrılan süre azalmaz mı? Kalite etkilenmeyecek mi? Günde 10 hasta ameliyat için aynı hocayı bekliyorsa… Nasıl olacak?

Soru: Bu ölçüde olumsuz etkilerinden söz edilmesine karşın neden bir şey yapılmıyor? Yani bu sorunlar neden dile getirilmiyor?

Prof. Bakır: Ben şahsen bu konuda görüşlerimi Sayın Cumhurbaşkanımıza bir raporla ilettim. Ama Sayın Sağlık Bakanımızla veya başka zeminlerde değerlendirme yapmak mümkün olmadı. Uygulamaya geçilmeden önce yeterli çalışma yapılmadı. Bir üniversitenin hazırladığı bir taslakla yetinilmesi doğru değil.

Soru: Bu konuda kurum olarak olumsuzluklar dile getirilmiyor. Bir tek Türk Tabipleri Birliği ve tabip odalarının girişimleri var. Sizlerle toplantı yapıldı. Farklı görüşler paylaşıldı ama sonuç alınamıyor. Neden?

Prof. Bakır:
Ne yazık ki, sadece karşı çıkmakla yetiniliyor. Sağlık Bakanlığı 8 yıldır bir sistem üzerinde çalışıyor. Çeşitli uygulamalar devreye sokuluyor. Bir süre karşı çıkılıyor, sonra unutuluyor. Beğenilmeyen bir uygulamaya karşı ne istendiği somut olarak ortaya konulmuyor. Öyle olmasın diye tepki gösteriliyor; ama farklı görüş önerilmiyor. Öylesi uygun değil işte böylesi uygundur diye ortaya konulan bir alternatif olmayınca sonuçsuz kalınıyor.

Soru: Peki nasıl olmalı? Bilimsel verimlilik nasıl sağlanır? Eğer konu paraysa, bu nasıl dengelenir? Halkın ucuz ve kaliteli sağlık hizmeti alması nasıl mümkün olur? Damdan düşmeden sağlık hizmeti almak mümkün değil mi?

Prof. Bakır: Bir kere sektörün içinde yanlış yapanlar varsa bunları savunmak tabii ki söz konusu olamaz. Kötü örnekler esas alınamaz. Önemli olan sürdürülebilir doğru uygulamalardır. Sağlık gelişen bir alandır. Eğitimi de pahalıdır, uygulaması da. Hekim zor yetişir. Uzman zor yetişir. Bilimsel çalışma zordur. Bu süreçlerdeki insanın geçim derdi olmamalı. Hekimin kaç para aldığı ya da alması gerektiği en yüksek devlet memuru veya milletvekili maaşıyla kıyaslanarak belirlenemez. Sosyal güvenlik kapsamında vatandaşlar, devletin sağlık kurumlarında uzman hekimlerden en az harcamayla hizmet alabiliyorlar. Üniversite hastanelerinde de alabiliyorlar. Ancak üniversiteler araştırmanın yapıldığı eğitimin verildiği kurumlardır. Tıptaki yenilikler bu kurumlardan çıkar. Ülkelerin bilimsel gelecekleri buralarda şekillenir. Bunu yapacak olanlar da hocalar, araştırmacılardır. Bu insanların başarıları için akıllarında geçim derdi olmamalıdır. Bulundukları yaş, sosyal yaşamları, çocuklarının eğitimi, belli bir gelire sahip olmayı gerektiriyor. Ya bunu devlet sağlar ya da bu insanlar kendi çabalarıyla sağlamak zorunda kalır. Performans sisteminde hasta görmekle bu fark kapatılmaz. Üstelik eğitim çöker. Kapatılmadığı için hocalar mesai sonrası muayenehanede hasta bakıyor. (Onun da kaldırılmak istenmesi durumu daha da ağırlaştıracak). Ya da özel hastaneleri tercih ediyorlar. Ama bunu devlet sağlamış olsa hocalar üniversite çatısı altında olmayı tercih ederler.
Bakın Malezya modeli konuşuldu durdu. Malezya’da ne oldu? Tercihe zorlanan üniversite hocaları istifa edip özele geçince, öğretim üyesi açığı doğdu. Malezya, tıp fakültelerindeki öğretim üyesi açığını kapatmak için gelip bizden öğretim üyesi istedi. Yarın bizde de kaliteli eğitim vermek zora girebilir.
Bence yeni bir yapılanma çözüm olabilir; devlet bu farkı kapatamıyorsa, üniversitelere imkân sağlansın, mevcut eğitim amaçlı üniversite hastanelerinden ayrı olarak tıp fakülteleri özel hastane kursun. Dünyada birçok ülkede böyle bir uygulama var. Ayrı bir işletme olsun. Öğretim üyeleri gelir farkını burada çalışarak kapatsınlar. Bu hastaneler özel hastaneler gibi hizmet versin, ama özel hastanelerden daha uygun tarife uygulasın. İsteyen bedelini ödeyerek buradan hizmet alsın.

Bu haber 3189 kere okundu.
    
Bu Habere Oy Ver :
Toplam 10 ziyaretçiden 4 puan
Diğer Haberler
  • Bebeklerde de görülebilir - 17.3.2026 14:18:34
  • "Devletin memuru yoksul olamaz" - 9.7.2023 15:14:07
  • Alzheimer nedir? Kimlerde görülür? - 10.9.2022 00:17:02
  • Kalp krizinde 112'yi arama süresi uzadı - 30.9.2021 12:20:33
  • Kronik migrenle mücadele kampanyası başlatıldı - 28.6.2021 12:26:28
  • Korona virüs göz sağlığını da vurdu - 2.2.2021 11:44:17
  • Sağlık habercilerinden aşı haberi uyarısı - 27.1.2021 13:33:09
  • Yakın temaslılarda karantina süresi değişti - 9.12.2020 09:51:52
  • Korona virüs saç da döküyor - 9.12.2020 09:36:01
  • Yaşlanma karşıtı dermokozmetikler cilt kalitesini iyileştiriyor - 7.12.2020 15:38:41
  • Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Anket | Künye | RSS | Reklam

    Copyright © 2009 Sağlıkta Gündem